Abdulbasit Abdussamed Sebe Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulbasit Abdussamed – Sebe Suresi

Sebe suresi
Bismillahirrahmanirrahim
1. elhamdü lillahillezı lehu ma
Fis semavati ve ma fil erdı ve
Lehül hamdü fil ahırah ve hüvel
Hakımül habır
2. ya’lemü ma yelicü fil erdı ve
Ma yahrucü minha ve ma yenzilü
Mines semai ve ma ya’rucü fıha ve
Hüver rahıymül ğafur
3. ve kalellesıne keferu la
Te’tınes saah kul bela ve rabbı le
Te’tiyenneküm alimil ğayb la
Ya’zübü anhü miskalü zerratin
Fis semavati ve la fil erdı ve la
Asğaru min zalike ve la ekberu illa
Fı kitabim mübın
4. li yecziyellezıne amenu ve
Amilus salihüt ülaike lehüm
Mağfiratüv ve rizkun kerım
5. vellezıne seav fı ayatina
Müacizıne ülaike lehüm azabüm
Mir riczin elım
6. ve yerallezıne ütül
Ilmellezı ünzile ileyke mir
Rabbike hüvel hakka ve yehdı ila
Sıratıl azızil hamıd
7. ve kalellezıne keferu hel
Nedüllüküm ala racüliy
Yünebbiüküm iza müzzıktüm
Külle mümezzekın inneküm lefı
Halkın cedıd
8. eftera alellahi keziben em bihı
Cinneh belillezıne la yü’minune
Bil ahırati fil azabi ved dalalil
Beıyd
9. e fe lem yerav ila ma beyne
Eydıhim ve ma halfehüm mines semai
Vel ard in neşe’ nahsif bihimül
Erda ev nüskıt aleyhim kisefem
Mines sema’ inne fı zalike le
Ayetel li külli abdim münıb
10. ve le kad ateyna davude minna
Fadla ya cibalü evvibı meahu vet
Tayr ve elenna lehül hadıd
11. enı’mel sabiğativ ve kaddir
Fis serdi va’melu saliha innı bima
Ta’melune besıyr
12. ve li süleymaner rıha
Ğudüvvüha şehruv ve ravahuha
Şehr ve erselna lehu aynel kıtr ve
Minel cinni mey ya’melü beyne
Yedeyhi bi izni rabbih ve mey yeziğ
Minhüm an emrina nüzıkhü min
Azabis seıyr
13. ya’melune lehu ma yeşaü mim
Meharıbe ve temasıle ve cifanin
Kel cevabi ve kudurir rasiyat
I’melu ale davude şükra ve
Kalılüm min ıbadiyeş şekur
14. felemma kadayna aleyhil mevte ma
Dellehüm ala mevtihı illa
Dabbetül erdı te’külü minseeteh
Fe lemma harra tebeyyenetil cinnü
El lev kanu ya’lemunel ğaybe ma
Lebisu fil azabil mühın
15. le kad kane li sebein fı
Meskenihim ayeh cennetani ay
Yemıniv ve şimal külu mir rizkı
Rabbiküm vşeküru leh beldetün
Tayyibetüv ve rabbün ğafur
16. fe a’radu fe erselna aleyhim
Seylel arimi ve beddelnahüm bi
Cenneteyhim cenneteyni zevatey
Ükülin hamtıv ve esliv ve şey’im
Min sidrin kalıl
17. zalike cezeynahüm bima keferu
Ve hel nücazı illel kefur
18. ve cealna beynehüm ve beynel
Kuralletı barakna fıha kuran
Zahiratev ve kadderna fıhes seyr
Sıru fıha leyaliye ve eyyamen
Aminın
19. fe kalu rabbena baıd beyne
Esfarina ve zalemu enfüsehüm fe
Cealnahüm ehadıse ve mezzaknahüm
Külle mümezzak inne fı zalike le
Ayatil li külli sabbarin şekur
20. ve le kad saddeka aleyhim
İblısü zannehu fettebeuhü illa
Ferıkam minel mü’minın
21. ve ma kane lehu aleyhim min
Sültanin illa li na’leme mey
Yü’minü bil ahırati mimmen hüve
Minha fı şekk ve rabbüke ala
Külli şey’in hafıyz
22. kulid’ullezıne zeamtüm min
Dunillah la yemlikune miskale
Zerratin fis semavati ve la fil
Erdı ve ma lehüm fıhima min
Şirkiv ve ma lehu minhüm min
Zahır
23. ve la tenfeuş şefaatü ındehu
İlla li men ezine leh hatta iza
Füzzia an kulubihim kalu ma za kale
Rabbüküm kalül hakk ve hüvel
Aliyyül kebır
24. kul mey yerzükuküm mines
Semavati vel ard kulillahü ve inna
Ev iyyaküm leala hüden ev fı
Dalalim mübın
25. kul la tüs’elune amma ecramna ve
La nüs’elü amma ta’melun
26. kul yecmeu beynena rabbüna
Sümme yeftehu beynena bil hakk ve
Hüvel fettahul alım
27. kul eruniyellezıne elhaktüm
Bihı şürakae kella bel
Hüvellahül azızül hakım
28. ve ma erselnake illa kaffetel
Lin nasi beşırav ve nezırav ve
Lakınne ekseran nasi la ya’lemun
29. ve yekulune meta hazel
Va’dü in küntüm sadikıyn
30. kul leküm mıadü yevmel la
Teste’hırune anhü saatev ve la
Testakdimun
31. ve kalellezıne keferu len
Nü’mine bi hazel kur’ani ve la
Billezı beyne yedeyh ve lev tera
İziz zalimune mevkufune ınde
Rabbihim yarciu ba’duhüm ila
Ba’dınil kavl
Yekulüllezınestud’ıfu lillezı
Nestekberu lev la entüm lekünna
Mü’minın
32. kalellezınestekberu
Lillezınestud’ıfu e nahnü
Sadednaküm anil hüda ba’de iz
Caeküm bel küntüm mücrimın
33. ve kalellesınestud’ıfu
Lillesınestekberu bel mekrul leyli
Ven nehari iz te’mürunena en
Nekfüra billahi ve nec’ale lehu
Endada ve eserrun nedamete lemma
Raevül azab ve cealnel ağlale fı
A’nakıllezıne keferu hel yüczevne
İlla ma kanu ya’melun
34. ve ma erselna fı karyetim min
Nezırin illa kale mütrafuha inna
Bima ürsiltüm bihı kafirun
35. ve kalu nahnü ekseru emvalev ve
Evladev ve ma nahnü bi müazzebın
36. kul inne rabbı yebsütur rizka
Li mey yeşaü ve yakdiru ve lakinne
Ekseran nasi la ya7lemun
37. ve ma emvalüküm ve la
Evladüküm billetı tükarribüküm
Indena zülfa illa men amene ve
Amile salihan fe ülaike lehüm
Cezaüd dı’fi bima amilu ve hüm
Fil ğurufati aminun
38. vellezıne yes’avne fı ayatina
Müacizıne ülaike fil azabi muhdarun
39. kul innne rabbı yebtütür
Rizka li mey yeşaü min ıbadihı
Ve yakdiru leh ve ma enfaktüm min
Şey’in fe hüve yuhlifüh ve huve
Hayrur razikıyn
40. ve yevme yahşüruhüm cemıan
Sümme yekulü lil melaiketi e
Haülai iyyaküm kanu ya’büdun
41. kalu sübhhaneke ente veliyyüna
Min dunihim bel kanu ya’büdunel
Cinn ekseruhüm bihim mü’minun
42. fel yevme la yemlikü ba’duküm
Li ba’dın nefav ve la darra ve
Nekulü lillezıne zalemu zuku
Azaben narilletı küntüm biha
Tükezzibun
43. ve iza tütla aleyhim ayatüna
Beyyinatin kalu ma haza illa
Racülüy yürıdü ey yesuddeküm
Amma kane ya’büdü abaüküm ve
Kalu ma haza illa ifküm müftera ve
Kalellezıne keferu lil hakkı lemma
Caehüm in haza illa sıhrum mübın
44. ve ma ateynahüm min kütübiy
Yedrusuneha ve ma erselna ileyhim
Kableke min nezır
45. ve kezzebellezıne min kablihim
Ve ma beleğu mı’şara ma
Ateynahüm fe kezzebu rusüli fe
Keyfe kane nekır
46. kul innema eızuküm bi vahıdeh
En tekumu lillahi mesna ve füraa
Sümme tetefekkeru ma bi sahıbiküm
Min cinneh in hüve illa nezırul
Leküm beyne yedey azabin şedıd
47. kul ma seeltüküm min ecrin fe
Hüve leküm in ecriye illa alellah
Ve hüve ala külli şey’in şehıd
48. kul inne rabbı yakzifü
Bil hakk allamül ğuyub
49. kul cael hakku ve ma
Yübdiül batılü ve ma yüıyd
50. kul in daleltü fe innema
Edıllü ala nefsı ve inihtedeytü
Fe bima yuhıy ileyye rabbı innehu
Semıun karıb
51. ve lev tera iz feziu fe la fevte
Ve ühızu mim mekanin karıb
52. ve kalu amenna bih ve enna lehümüt
Tenavüşü mim mekanim beıyd
53. ve kad keferu bihı min kabl ve
Yakzifune bil ğaybi mim mekanim beıyd
54. ve hıyle beynehüm ve beyne ma
Yeştehune kema füıle bi
Eşyaıhim min kabl innehüm kanu
Fı şekkim mürıb
Meali
34 – sebe’ sûresi
Mekkî olup 54 âyettir. bu sûre-i
Şerife, ihtiva ettiği konulardan
Biri olan ve 15. âyette geçen
Sebe’ halkı sebebiyle bu ismi
Almıştır. diğer birçok mekkî
Sûre gibi tevhid, nübüvvet ve
Âhiret esaslarını hatırlatmayı
Gaye edinir. bu hakikatler bazı
Peygamber kıssaları ile de
Desteklenir. ezcümle: hz. davud
(a.s.) ile hz. süleyman (a.s.)a
Allah teâlanın verdiği iktidar,
Onların çağdaşı olan sebe’
Medeniyeti anlatılırken, nimetin
Ancak şükürle devam ettiği dersi
Verilir. müşriklerin şüpheleri
İzale edilir. sûre kâfirleri
Tevhide dâvet ederek sona erer.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – bütün hamdler, güzel
Övgüler gerçek ilah olan allah’a
Mahsustur ki göklerde ve yerde olan
Her şey o’nundur.
Âhirette de hamdler o’na mahsustur.
O hakîmdir, habîrdir (tam hüküm
Ve hikmet sahibidir, her şeyden
Hakkıyla haberdardır). [92,13]
2 – yere giren ve oradan çıkan,
Gökten inen ve oraya yükselen ne
Varsa o, hepsini bilir. o rahîmdir,
Gafurdur (merhamet ve ihsanı
Boldur, çok affedicidir).
3 – kâfirler: ‘kıyamet saati
Bize gelmez, böyle bir şey yok ”
Diye iddia ettiler.
De ki: ‘hayır rabbim hakkı
İçin o gelecektir
O gaybları bilen öyle bir zattır
Ki o’nun ilminden göklerde ve yerde
Zerre miktarı birşey bile
Kaçamaz.”
Zerreden daha küçük ve daha
Büyük hiçbir şey yoktur ki
Herşeyi açıklayan kitapta (levh-i
Mahfuzda) bulunmasın. [7,187;
20,15; 10,53; 64,7]
4 – böylece allah, iman edip
Güzel ve makbul işler yapanları
Ödüllendirir.
İşte onlara bir mağfiret ve çok değerli
Bir nasib vardır. [59,20; 38,28]
5 – âyetlerimize karşı koymak
İçin çalışanlara, hükmümüzden
Kurtulacaklarını sananlara,
İğrenç ve gayet acı bir azap
Vardır.
6 – kendilerine ilim nasib edilenler,
Sana indirilen kitabın, rabbin
Tarafından gelen gerçeğin ta
Kendisi olduğunu
Ve o mutlak kudret sahibi, bütün
Güzel övgülere lâyık olan
Allah’ın yolunu gösterdiğini
Bilirler. [7,43; 36,52; 30,56]
7 – böyle iken kâfirler kendi
Aralarında şöyle dediler:
‘siz ölüp de tamamen
Parçalandıktan ve çürüdükten
Sonra size yeniden
Yaratılacağınızı söyleyerek
Peygamberlik iddia eden bir adam
Gösterelim mi?
8 – yalan uydurup onu allah’a mı
Mal ediyor; yoksa kendisinde delilik
Mi var, bir türlü anlayamadık.”
Hayır, öyle değil, âhirete
İnanmayanlar azap içinde ve derin
Bir sapıklık içindedirler.
9 – onlar gökte ve yerde
Önlerinde ne var, arkalarında ne
Var bakmadılar mı? eğer dilersek
Onları yerin dibine geçiririz,
Yahut üzerlerine gökten parçalar
Düşürürüz. elbette bunda
Rabbine yönelen her kul için ibret
Vardır. [51,47-48; 36,81; 40,57]
10-11 – biz davud’a tarafımızdan
Bir imtiyaz verdik: ‘ey dağlar ey
Kuşlar onunla beraber tesbih edin,
Şevke gelip allah’ın yüceliğini
Terennüm edin.” dedik.
Ayrıca demiri ona yumuşattık
(demiri şekillendirme kudreti
Verdik) ‘bütün bedeni örtecek
Uzun zırhlar yap, onları dokumada
İntizama dikkat et ve siz de ey
Davud ailesi hepiniz faydalı ve
Makbul işler yapınız, çünkü
Ben burdan yaptıklarınızı
Görüyorum.” buyurduk. [21,80]
Demir madenini işletmeyi eskiden
Yalnız hititliler ve filistinliler
Biliyor ve bunun sırrını
Saklıyorlardı. davud (a.s.)
Zamanında israiloğulları da
İşletmeye başlayıp, büyük bir
Kuvvet elde ettiler.
Bu âyetten itibaren, cenab-ı
Allah, bazı peygamberlere
Lütfettiği birtakım mûcizelerden
Bahsetmektedir. kur’ân’ı kerim’in
Âyetlerinin, birden fazla irşad
Vecihleri ihtiva ettiği,
Müfessirlerin ittifakiyle sabittir.
Dolayısıyla bu âyetlerin
Bildirdikleri çeşitli mânalar
Arasında bir de, bilimsel ve
Teknolojik gelişmelere teşvik
İşareti sezilmektedir.
Peygamberler hidâyet rehberi olarak
Gönderildikleri gibi, onları
Yaptıkları her işte örnek almaya
Çalışıp, rehberliklerinden
Yararlanmak da müminlere düşen
Bir görevdir. allah teâla
Peygamberlere mûcize olarak
Verdiği nimetlerle onların
Nübüvvetlerini ispat etmenin
Yanısıra, kâinata koyduğu
Bilimsel kanunlardan istifade
İşinde de onların örnek
Alınmalarını, işaret yoluyla
Teşvik etmektedir. hatta denebilir
Ki manevî kemalat gibi maddî
Kemalatı da, beşeriyete ilkin
Mûcize eli hediye etmiştir. bu
Gerçeğe bir işaret olarak
Geleneksel san’atlar,
Peygamberlerden birini
San’atlarının piri ve önderi
Saymışlardır: (gemiciler hz.
Nuh’u, saatçılar hz. yusuf’u,
Terziler hz. idris’i gibi
(aleyhimüs selam)
Davud (a.s.)’ın dağları
Konuşturmasında gramafon, plak,
Teyp tekniğine; demirin
Yumuşatılması ve erimiş
Bakırın sel gibi akıtılmasında,
Madenlerin işletilip sanayii
Geliştirmeye; süleyman (a.s.)’ın
Bir günde iki aylık mesafeyi
Havaya binerek kat etmesinde uçak
Teknolojisine, mûsa (a.s.)’ın
Değneği ile taştan, topraktan su
Çıkarmasında artezyene, ibrâhim
(a.s.)’i, ateşin yakmamasında
Ateşe dayanıklı maddelerden
Elbise yapmaya, îsâ (a.s.)’ın
Felçlileri hatta ölmüşleri
Tedavi edip diriltmesinde tıbbi
Tedavinin en ileri noktalarına;
Süleyman (a.s.)’ın ilimde ileri
Gitmiş vezirinin, iki bin km. lik
Uzaklıktan belkıs’ın tahtını
Getirmesinde televizyona hatta daha
İleri seviyelere teşvik
Sezilmektedir.
12 – süleyman’ın emrine de
Rüzgârı verdik. onun sabah
Gidişi bir aylık mesafe, akşam
Dönüşü de bir aylık mesafe idi.
Onun istifadesi için, erimiş
Bakırı kaynağından sel gibi
Akıttık. rabbinin izniyle
Cinlerden bir kısmı, onun önünde
Çalışırlardı. onlardan kim
Emrimizden sapsa, onu zelil ve
Perişan eden bir azap
Tattırırdık. [21,81]
13 – o cinler ona kaleler,
Heykeller, havuz büyüklüğünde
Çanak ve leğenler, sabit kazanlar
Gibi istediği şeyleri yaparlardı.
Ey davud hanedanı, şükür gayreti
İçinde olun. kullarımdan gereği
Gibi şükredenler çok azdır.
Timsal: canlı veya cansız bir
Şeyin biçimine benzer yapılan
Herhangi bir şekile denir. onun
İçin razî bunun izahında
‘nakışlar” demekle yetinmiştir.
Canlıların tasvirleri hadislerle
Yasaklanmış ise de, bir şeriatte
Mahzurlu olan şeyin bir
Başkasında mübah bırakılması
Mümkündür. fakat hz. süleyman
(a.s.) tevrat ahkâmına bağlı
İdi. tevratta ise sûret yapmak
Yasaklandığından (çıkış 20,4)
Hz. süleyman (a.s.)’ın
Yaptırdığı resimlerin
Cansızlara aid manzaralar ve
Nakışlar olduğu ihtimali ağır
Basmaktadır.
14 – süleymanın ölüm
Fermanını çıkarmamızdan sonra,
Cinler ve çevresindekiler onun
Öldüğünü, ancak dayandığı
Asasını bir ağaç kurdunun yemesi
Sonucunda, kendisinin yere
Yıkılmasından sonra
Anlayabildiler.
O, yere düşünce cinler kesin
Olarak anladılar ki şayet gaybı
Bilmiş olsalardı kendilerini zelil
Ve perişan eden angarya işlerde
Devam edip gitmezlerdi.
15 – gerçekten sebe’ halkına
Oturdukları diyarda bir ibret dersi
Vardı. onların meskenleri sağdan
Soldan iki bahçe ile çevrili idi.
Peygamberleri kendilerine dedi ki:
‘allah’ın nimetlerinden yiyiniz,
İçiniz, o’na şükrediniz. ne hoş
Bir diyar ne iyi, ne müsamahalı
Ve bağışlayıcı bir rab ”
Sebe’: yemende yerleşmiş bir
Kabile adı olup başkentleri
Ma’rib, bu günkü san’a civarında
Yer alıyordu. kurdukları üstün
Medeniyet dillere destan idi. hz.
Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen
De yükselen bu millet, daha sonra
Şirke ve tefrikaya mâruz kaldı.
M.ö. 5. asırda ünlü ma’rib
Barajının çöküşü ile bu
Ülkenin yıldızı da söndü.
16 – fakat onlar bu dâvete
Sırtlarını döndüler, biz de
Onların üzerlerine kükremiş,
Hırçın mı hırçın, bendleri
Yıkan bir sel gönderdik.
O güzelim bahçelerini, içinde
Sadece buruk yemişli, ılgınlık,
Biraz da dikeni çok, meyvesi az
Ağaçlardan ibaret bozulmuş
Bahçelere çevirdik. [27,22;24]
17 – biz inkâr ve nankörlükleri
Sebebiyle onları böylece
Cezalandırdık. zaten nankörlükte
Çok ileri gidenden başkasını
Cezalandırır mıyız?
18 – onların diyarlarıyla, feyz
Ve bereket verdiğimiz kutlu
Beldeler arasında sırt sırta
Vermiş, biri birinden görülebilen
Nice kasabalar var ettik ve bunlar
Arasında düzenli ulaşım
İmkânları sağladık.
‘oralarda geceler ve gündüzler
Boyunca, güven içinde gezin
Dolaşın ” dedik.
Meskûn yerlerin birbirine
Yakınlığı, ülkenin refah ve
Bereketini gösteriyordu. feyz ve
Bereket verilen şehirler ise şam
Şehirleridir.
19 – fakat onlar: ‘ya rabbena,
Seferlerimizin arasını
Uzaklaştır (şehirlerimiz
Birbirine çok yakın, bunların
Arasını uzat, daha uzun mesafelere
Gidelim, ülkemizi genişlet) diye
Dua ettiler ve böylece kendilerine
Yazık ettiler.
Biz de onları dillere destan olan,
Hayret ve ibretle bahsedilen masal
Haline getirdik, başka yerlere
Göç etmeleri suretiyle
Darmadağın ettik. bunda elbette
Çok sabırlı, çok şükürlü
Olan kimselerin alacakları hayli
İbretler vardır. [28,58; 16,112]
Onlar kazanç hırsıyla, fakirleri
Daha çok soymak için yol
Konaklarının aralarının
Uzaklaştırılmasını bilfiil
Temenni ettiler.
Muir, o zaman yemen ile şam
Arasında ticaretin çok mühim olup
İki tarafı da zenginleştirdiğini
Anlattıktan sonra hadramut ile eyle
Arasında yetmiş konak
Bulunduğunu, bu konakların
Bugünkü konaklara uyduğunu
Belirtir.
Sebe’lilerin darmadağın olmaları
Darbımesel haline geldi. öyle ki
Bugün bile araplar, bir topluluğun
Darmadağın olmasından
Bahsederken: ‘sebeliler gibi
Darmadağın oldu” derler.
20 – hakikaten iblis onlar
Hakkındaki zan ve temennisini
Gerçekleştirdi, muradına erdi.
Müminlerden bir kısmı hariç,
Onun peşine düştüler. [7,17;
17,62]
Yemende tevhide inanan bir cemaatin
Devam ettiği, bu âyetten
Anlaşılmakta olup, tarihi ve
Arkeolojik bulgular da bunu
Desteklemektedir.
21 – aslında şeytanın onlar
Üzerinde bir sultası, zorlayıcı
Gücü yoktu. ancak âhirete iman
Edeni, o konuda şüphe eden
Kimselerden ayırt edip ortaya
Çıkaralım diye ona bu fırsatı
Verdik. rabbin her şeyi hakkıyla
Gözetlemektedir.
22 – de ki: ‘allah’tan başka,
Tanrılığını iddia ettiğiniz
Şeylere istediğiniz kadar
Yalvarın durun bakalım, ele ne
Geçireceksiniz? onların ne
Göklerde ne yerde, size verecekleri
Zerre kadar bir fayda yoktur.
Onların oralarda en ufak bir
Ortaklıkları yoktur. allah’ın
Onlardan bir yardımcısı da
Yoktur. [35,13]
23 – allah’ın huzurunda, o’nun
İzin verdiğinden başkasının
Şefaatleri fayda vermez.
Nihayet o kıyamet saati dehşetinden
Duydukları korku gelince:
O dirilenler birbirlerine ‘rabbimiz
Neye hükmetti?” diye sorarlar.
Ötekiler: ‘hak ve adalet neyi
Gerektiriyorsa o hükmü verdi”
Derler. ‘o, yüceler yücesi,
Büyükler büyüğüdür.”
[2,255; 53,26; 21,28]
24 – söyle onlara: ‘göklerden,
Yerden sizi rızıklandıran kimdir?
(onların cevaplarını
Beklemeden:) ‘allah’dır” de.
O halde ya biz veya siz, ikimizden
Biri doğru yol üzerinde veya
Besbelli bir sapıklıktayız.”
Bu âyet, münazarada insaf
Prensibine işaret etmektedir.
Hakikate sahib olan kimse,
Başlangıçta bunu iddia etmeyecek,
Hakikat karşısında rakibi ile
Kendisini eşit mesafeye
Yerleştirecektir. delilini ortaya
Koyan, netice alacaktır. aksi halde
Tartışma gerçekleşemez.
25 – de ki: ‘siz bizim suçlarımızdan
Sorguya çekilecek değilsiniz,
Biz de sizin yaptıklarınızdan
Sorgulanacak değiliz.” [10,41; 109,1-5]
26 – de ki: ‘rabbimiz kıyamet günü
Hepimizi bir araya toplayacak
Sonra da aramızdaki hükmü verecektir.
O, tam adaletle hükmeden ve her şeyi
Bilen bir hâkimdir.” [30,14-16]
27 – de ki: ‘o’na şerik
Saydıklarınızı bana gösterin
Bakayım
Hayır, öyle şey yok
Doğrusu şu ki allah, azîz ve
Hakîmdir (mutlak galip olup tam
Hüküm ve hikmet sahibidir).
28 – ey resûlüm, biz seni
Bütün insanlığa rahmetimizin
Müjdecisi, azabımızın
Uyarıcısı olarak gönderdik,
Lâkin insanların ekserisi bunu
Bilmezler. [7,158; 25,1; 6,116; 12,103]
Bu âyet hz. muhammed (a.s.)’ın
Risaletinin belirli bir millet, dil
Ve coğrafya ile sınırlı olmayıp
Evrensel, yani bütün zamanlar ve
Mekânlar için geçerli olduğunu
Açıkça gösterir.
29-30 – bir de: ‘eğer doğru
Söylüyorsanız vaad ettiğiniz
Kıyamet ne zaman
Gerçekleşecek?” derler.
De ki: ‘sizinle öyle bir
Buluşma günümüz var ki
Ondan ne bir saat ileri
Geçebilirsiniz ne de bir saat geri
Kalabilirsiniz. ” [42,18; [71,4;
11, 104-105]
31 – kâfirler: ‘biz ne bu
Kur’ân’a, ne de bundan öncekilere
İnanırız” derler.
O zalimleri; sen, rablerinin
Huzuruna duruşma için
Getirildiklerinde, birbirlerine laf
Atarken bir görseydin
Zebûn edilen, dünyada güçsüz
Bırakılanlar o kibirli olan önderlerine:
‘ah sizin yüzünüzden bu
Hallere düştük,
Siz olmasaydınız biz de iman
Edecektik ” diyecekler.
32 – öte yandan dünyada iken
Kibirlenenler o zebûn edilenlere,
Ezilenlere:
‘size hidâyet geldikten sonra, biz mi
Sizi ondan uzaklaştırdık.
Bilakis, siz zaten suçlu
Kimselerdiniz ” [7,38-39; 14,21;
40,47-48]
33 – ezilenler de kibirlilere:
‘hayır işiniz gücünüz,
Gece gündüz dolap
Siz daima allah’a nankörlük etmemizi,
Ona birtakım şerikler uydurmamızı
Bizden isterdiniz” derler.
Ve böyle atışırlarken hepsi,
Azabı gördükleri o esnada,
Pişmanlıklarını içlerine
Atarlar…
O inkârcıların boyunlarına
Ateşten demir halkalar takarız.
Bu, yaptıklarının adil bir
Karşılığı değil midir?
34 – uyarmak üzere peygamber
Gönderdiğimiz hiçbir belde yoktur ki
Onların ileri gelen, varlıklı
Ve şımarık olanları:
‘biz sizinle gönderilen şeyleri
Reddediyoruz, bunu böyle
Bilesiniz ” demiş olmasınlar.
35 – ve ilave ettiler: ‘bizim
Malımız da, evladımız da
Sizinkinden daha fazla, sizden daha
Güçlüyüz.
Biz öyle iddia ettiğiniz gibi
Azaba falan da uğrayacak
Değiliz ” [26,111; 11,27;
6,53-133; 23-55-56; 9,55; 7,4;
11-17]
36 – de ki: ‘rabbim dilediği kimsenin
Rızkını, nasibini bollaştırır,
Dilediğinin nasibini kısar.
Ama insanların ekserisi bu
Gerçeği bilmezler.”
37 – bizim nezdimizde size değer
Kazandıran şey, ne
Mallarınızın, ne de
Evlatlarınızın çokluğu
Değildir.
Şu var ki, iman edip güzel ve
Makbul işler yapanlara
Bu gayretlerinden ötürü kat kat
Mükâfat verilecek ve onlar
Cennetin yüksek köşklerinde
Güven ve huzur içinde
Olacaklardır. [17,21]
38 – âyetlerimize karşı koymak için
Peygamberlerimizle mücadele edenler
Ve elimizden kaçıp
Kurtulacaklarını zannedenler ise
Zorla getirilip azabın içine
Atılacaklardır.
39 – de ki: ‘rabbim dilediği
Kimsenin rızkını, nasibini
Bollaştırır, dilediğinin
Nasibini de kısar.
Siz hayır yolunda her ne harcarsanız
Allah onun yerini doldurur.
O rızık verenlerin en
Hayırlısıdır.”
40 – gün gelecek, hepsini
Mahşerde toplayacak, sonra da
Melaikeye: ‘şunlar size mi
Tapıyorlardı?” diye soracaktır.
[5,116; 25,17]
41 – onlar: ‘müşriklerin
İddialarından seni tenzih ederiz.
Bizim dostumuz, koruyucumuz onlar
Değil, sadece sensin
Hayır, onlar bize değil, cinlere
Tapıyor ve ekserisi onlara
İnanıyorlardı.” diye cevap
Verirler. [4,117]
42 – işte bugün kiminiz
Kiminize ne fayda, ne de zarar
Vermeye güç yetiremezsiniz.
O kâfirlere de diyeceğiz ki: ‘yalan
Saydığınız o ateş azabını tadın da
Yalan mıymış gerçek miymiş
Söyleyin bakalım ”
Aslında sadece fayda söz konusu
Olup, zarar bahis mevzuu olmamasına
Rağmen böyle buyurulması şöyle
Açıklanabilir:
1. aczlerinin tam olduğunu
Göstermek 2.müşriklerin ibadet
Etmeleri halinde şeriklerin fayda,
İbadeti terketmeleri halinde ise
Onlara zarar veremeyeceklerini
Bildirmek içindir. 3.ebussuûd gibi
Bazı müfessirlerin izahına göre
Fayda celbetme veya zararı savma
Kasdedilmektedir. yani zarar
Kelimesinin başında hazf-i muzaf
Vardır.
43 – kendilerine parlak deliller halinde
Âyetlerimiz okunduğunda o zalimler:
‘bu, başka değil, sırf sizi
Atalarınızın ibadet ettiği
Tanrılarınızdan uzaklaştırmak
İsteyen bir adam ” dediler.
Ve yine dediler ki: ‘bu kur’ân başka
Değil, sırf bir iftira ”
Ve yine kâfirler, gerçek
Kendilerine geldiğinde ‘bu besbelli
Bir büyüden başka birşey
Değil ” dediler.
44 – biz onlara kur’ân’dan önce,
Okuyacakları kitaplar vermedik,
Keza senden önce onları uyarmakla
Görevli bir peygamber de
Göndermedik.
45 – kendilerinden, mekke
Müşriklerinden öncekiler de
Hakkı yalan saymışlardı.
Halbuki bunların güç ve kuvveti
Onlarınkinin onda biri kadar bile değildir.
Buna rağmen azabı engelleyemediler.
Peygamberlerimi yalan saydılar ama,
Redlerine karşı benim reddedişim
Nasıl olurmuş, iyice gördüler
[46,26; 40,82]
46 – de ki: ‘size bir tek nasihat
Edeceğim: ikişer ikişer veya
Teker teker allah hakki için durup
Düşünmenizi,
Hem sonra bu arkadaşınızda
Delilikten eser olmadığını iyi
Anlamanızı istiyorum.
O, ancak şiddetli bir azaptan önce
Sizi sakındırmak için gelen bir
Peygamberdir.”
47 – de ki: ‘sizden bu hizmetim
İçin hiçbir ücret istemiyorum,
Ücret sizin olsun
Benim ücretim yalnız allah’a aittir
Ve o, her şeye şahittir.”
48 – de ki: ‘rabbim hakkı,
Gerçeği, yerli yerine kor.
O bütün gaybları, bütün
Gizlileri bilir.”
49 – de ki: ‘işte gerçek geldi,
Bütün açıklığıyla ortaya
Çıktı. yalan ve sahte olan ise
Sönüp gitmeye mahkûmdur.”
[17,81]
50 – de ki: ‘eğer ben yoldan
Saparsam, kendi aleyhime olarak
Saparım. şayet doğru yolu
Bulursam, bu da rabbimin bana
Vahyetmesi sayesindedir. o herşeyi
İşitir, kullarına pek
Yakındır.”
51 – kıyamet günü o kâfirler
Can kaygısına düştükleri zaman
Bir görsen artık kaçacak hiç
Bir yerleri yoktur ve cehenneme
Yakın bir yerde
Yakalanmışlardır.
52 – iş işten geçtikten sonra
‘peygambere inandık”
Demektedirler; ama uzak yerden, ta
Dünyadan imanı nasıl
Alabilsinler? [32,12]
Maksat şudur: dönüş ve
Tövbeleri dünyada kabul edilirdi.
Halbuki dünya hayatı, çoktan
Geçmiş durumda. dünya, şimdi
Âhiretten o kadar uzak ki
Bu muhali taleb etmektir:
Âhiretteki inanmalarının,
Dünyada iken müminlere
İmanlarının temin ettiği faydayı
Sağlamasını beklemektedirler.
53 – halbuki daha önce onu inkâr
Etmişlerdi ve uzak bir yerden gayba
Atıp tutuyorlardı [18,22; 45,32]
54 – neticede, tıpkı daha önce
Benzerlerine yapıldığı gibi,
Kendileriyle arzu ettikleri şey
Arasına sed çekilir.
Çünkü onlar, kıyamet hakkında
Gerçekten insanları kötü zanna
Düşüren bir şüphe
İçindeydiler.
Kâfirlerin arzuları, o günkü
İmanlarının geçerli olup,
Cehennemden kurtularak cennete
Girmeleri idi. fakat bu temennileri
Gerçekleşmeyecektir.