Abdulhadi Kanakeri Enbiya Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulhadi Kanakeri – Enbiya Suresi

Enbiya suresi
1. ikterabe lin nasi hısabühüm ve
Hüm fı ğafletim mu’ridun
2. ma ye’tıhim min zikrim mir rabbihim
Muhdesin illestemeuhü ve hüm yel’abun
3. lahiyeten kulubühüm ve eserrun
Necvellezıne zalemu hel haza illa
Beşerum mislüküm e fete’tunes
Sıhra ve entüm tübsırun
4. kale rabbi ya’lemül kavle fis semai
Vel erdı ve hüves semiul alim
5. bel kalu adğasü ahlamim
Belifterahü bel hüve şaır
Felye’tina bi ayetin kema ürsilel
Evvelun
6. ma amenet kablehüm min karyetin
Ehleknaha e fe hüm yü’minun
7. ve ma erselna kableke illa
Ricalen nuhıy ileyhim fes’elu ehlez
Zikri in küntüm la ta’lemun
8. ve ma cealnahüm cesedel la
Ye’külunet taame ve ma kanu halidın
9. sümme sadaknahümül va&’de
Fe enceynahüm ve men neşaü ve
Ehleknel müsrifın
10. le kad enzelna ileyküm kitkaben
Fıhi zikruküm e fe la ta’kılun
11. ve kem kasamna min karyetin
Kanet zalimetev ve enşe’na ba’deha
Kavmen aharın
12. felemma ehassu be’sena
İzahüm minha yerküdun
13. la terküdu varciu ila ma
Ütriftüm fıhi ve mesakiniküm
Lealleküm tüs’elun
14. kalu ya veylena inna künna zalimin
15. fe ma zalet tilke da’vahüm hatta
Cealnahüm hasıyden haidın
16. ve ma halaknes semae vel erda
Ve ma beynehüma laıbın
17. lev eradna en nettehıze lehvel
Lettehaznahü mil ledünna in künna
Faılın
18. bel nakzifü bil hakkı alel
Batıli fe yedmeğuhu fe iza hüve
Zahık ve lekümül veylü mimma
Tesıfun
19. ve lehu men fis semavati vel ard
Ve men ındehu la yestekbirune an
Ibadetihı ve la yestahsirun
20. yüsebbihunelleyle ven
Nehara la yeftürun
21. emittehazu alihetem minel
Erdı hüm yünşirun
22. lev kane fıhima alihetün
İlellahü lefesedeta fe
Sübhanellahi rabbil arşi amma
Yasıfun
23. la yüs’elü amma
Yef’alü ve hüm yüs’elun
24. emittehazu min dunihı aliheh
Kul hatu bürhanekümv haza zikru
Mem meıye ve zikru men kablı bel
Ekseruhüm la ya’lemunel hakka
Fehüm mu’ridun
25. ve ma erselna min kablike mir
Rasulin illa nuhıy ileyhi ennehu la
İlahe illa ene fa’düdun
26. ve kalüttehazer rahmanü veleden
Sübhaneh bel ıbadüm mükramun
27. la yesbikunehu bil kavli ve
Hüm bi emrihı ya’melun
28. ya’lemü ma beyne eydıhim ve ma
Halfehüm ve la yeşfeune illa li
Menirteda ve hüm min haşyetihı
Müşfikun
29. ve mey yekul minhüm innı
İlahüm min dunihı fe zalike
Neczıhi cehennem kezalike necziz
Zalimın
30. e ve lem yerallezıne keferu
Ennes semavati vel erda kaneta
Ratkan fe fetaknahüma ve cealna
Minel mai külle şey’in hayy e fe
La yü’minun
31. ve cealna fıha ficacen
Sübülel leallehüm yehtedun
32. ve cealnes semae sakfem mahfusa
Ve hüm an ayatiha mu’ridun
33. ve hüvellezı halekal leyle ven
Nehara veş şemse vel kamer
Küllün fı felekiy yesbehun
34. ve ma cealna li beşerim min kablikel
Huld efeim mitte fehümül halidun
35. küllü nefsin zaikatül mevt ve
Nebluküm biş şerri vel hayri
Fitneh ve ileyna türceun
36. ve iza raakellezıne keferu iy
Yettehızuneke illa hüzüva e
Hazellezı yezküru aliheteküm ve
Hüm bi zikrir rahmani hüm kafirun
37. hulikal insanü min acel se
Ürıküm ayatı fe la testa’cilun
38. ve yekulune meta hazel
Va’dü in küntüm sadikıyn
39. lev ya’lemüllezıne keferu
Hıyne la yeküffune av
Vücuhihimün nara ve la an
Zuhurihim ve la hüm yünsarun
40. bel te’tıhim bağteten fe
Tebhetühüm fe la yestetıy’une
Raddeha ve la hüm yünzarun
41. ve le kadistühzie bi rusülim
Min kablike fe haka billezıne
Sehıru minhüm ma kanu bihı
Yestehziun
42. kul mey yekleüküm bil leyli
Vne nehari miner rahmanv bel hüm an
Zikri rabbihim mu’ridun
43. em lehüm alihetün metneuhüm
Min dunina la yestetıy’une nasra
Enfüsihim ve la hüm minna yushabun
44. bel metta’na haülai ve abaehüm
Hatta tale aleyhimül umür e fela
Yeravne enna ne’til erda nenkusuha
Min atrafiha e fehümül ğalibun
45. kul innema ünziruküm bil vahyi
Ve la yesmeus summüd düae iza ma
Yünzerun
46. ve leim messethüm nefhatüm min
Azabi rabbike le yekulünne ya
Veylena inna künna zalimın
47. ve nedaul mevazinel kısta li
Yevmil kıyameti fe la tuzlemü
Nefsün şey’a ve in kane miskale
Habbetim min hardelin eteyna biha ve
Kefa bina hasibın
48. ve le kad ateyna musa ve harunel
Fürkane ve dıyaev ve zikral lil
Müttekıyn
49. ellezıne yahşevne rabbehüm bil
Ğaybi ve hüm mines saati müşfikun
50. ve haza zikrum mübarakün
Enzelnah e fe entüm lehu münkirun
51. ve lekad ateyna ibrahıme ruşdehu
Min kablü ve künna bihı alimın
52. iz kale li ebıhi ve kavmihı
Ma hazihit teemasılülletı entüm
Leha akifun
53. kau vecedna abaena leha abidın
54. kale le kad küntüm entüm ve
Abaüküm fı dalalim mübın
55. kalu ec’tena bil hakkı em
Ente minel laıbın
56. kale ber rabbüküm rabbüs
Semavati vel erdıllezı
Fetarahünne ve ene ala zaliküm
Mineş şahidın
57. ve tellahi le ekıdenne asnameküm
Ba’de en tüvlelu müdbirın
58. fe cealehüm cüzazen illa kebıral
Lehüm leallehüm ileyhi yarciun
59. kalu men feale haza bi
Alihetina innehu le minez zalimın
60. kalu semı’na fetey
Yezküruhüm yükalü lehu
İbrahım
61. kalu fe’tu bihı ala a’yünin
Nasi leallehüm yeşhedun
62. kalu e ente fealte haza
Bialihetina ya ibrahım
63. kale bel fealehu kebiruhüm haza
Fes’eluhüm in kanu yentıkun
64. fe raceu ila enfüsihim fe kalu
İnneküm entümüz zalimun
65. sümme nükisu ala ruusihim lekad
Alimte ma haülai yentıkun
66. kale efeta’büdune min dunillahi ma la
Yenfeuküm şey’ev ve la yedurruküm
67. üffil leküm ve li ma ta’büdune
Min dunillah efela ta’kılun
68. kalu harrikuhü vensuru
Aliheteküm in küntüm faılın
69. kulna ya naru kunı berdev
Ve selamen ala ibrahım
70. ve eradu bihı keyden fe
Cealnahümül ahserın
71. ve necceynahü ve lutan ilel
Erdılletı birakna fıha lil alemın
72. ve vehebna lehu ishak ve ya’kube
Nafileh ve küllen cealna salihıyn
73. ve cealna hüm eimmetey yehdune
Bi emrina ve evhayna ileyhim fı’lel
Hayrati ve ikames salati ve ıtaez
Zekah ve kanu lena abidın
74. ve lutan ateynahü hukmev ve
Ilmev ve necceynahü minel
Karyetilletı kanet ta’melül habis
İnnehüm kanu kavme sev’in fasikıyn
75. ve edhalnahü fı rahmetina
İnnehu mines salihıyn
76. ve nuhan iz nada min kablü
Festecebna lehu fenecceynahü ve
Ehlehu minel kerbil azıym
77. ve nasarnahü minel
Kavmillezıne kezzebu bi ayatina
İnnehüm kanu kavme sev’in fe
Ağraknahüm ecmeyın
78. ve davude ve süleymane iz
Yahkümani fil harsi iz nefeşet
Fıhi ğanemül kavm ve künna li
Hukmihim şahidın
79. fe fehhemnaha süleyman ve
Küllen ateyna hukmev ve ılmev ve
Sehharna mea davudel cibale
Yüsebbıhne vet tayr ve künna
Faılın
80. ve allemnahü san’ate lebusil
Leküm li tuhsıneküm mim be’siküm
Fe hel entüm şakirun
81. ve li süleymaner rıha
Asıfeten tecrı bi emrihı ilel
Erdılletı barakna fıha ve künna
Bi külli şey’in alimın
82. ve mineş şeyatıyni mey
Yeğusune lehu ve ya’melune amelen
Dune zalik ve künna lehüm
Hafizıyn
83. ve eyyube iz nada rabbehu ennı
Messeniyed durru ve ente erhamür rahımın
84. festecebna lehu fe keşefna ma
Bihı min durriv ve ateynahü ehlehu
Ve mislehüm meahüm rahmetem min
Indina ve zikra lil abidın
85. ve ismaıyle ve idrıse ve zel
Kifl küllüm mines sabirın
86. ve edhalnahüm fı rahmetina
İnnehüm mines salihıyn
87. ve zen nuni iz zehebe
Müğadıben fe zanne el len nakdira
Aleyhi fe nada fiz zulümati el la
İlahe illa ente sübhaneke innı
Küntü minez zalimın
88. festecebna lehu ve necceynahü minel
Ğamm ve kezalike nüncil mü’minın
89. ve zekeriyya iz nada rabbehu
Rabbi la tezernı fardev ve ente
Hayrul varisın
90. festecebna lehu ve vehebna lehu
Yahya ve aslahna lehu zevceh
İnnehüm kanu yüsariune fil hayrati
Ve yed’unena rağabev ve raheba ve
Kanu lena haşiıyn
91. velletı ahsanet ferceha fe
Nefahna fıha mir ruhına ve
Cealnaha vebneha ayetel lil alemın
92. inne hazihı ümmetüküm ümmetev
Vahıdetev ve ene rabbüküm fa’büdun
93. ve tekattau emrahüm
Beynehüm küllün ileyna raciun
94. fe mey ya’mel minas salihati ve
Hüve mü’minün fe la küfrane li
Sa’yih ve inna lehu katibun
95. ve haramün ala karyetin
Ehleknaha ennahüm la yarciun
96. hatta iza fütihat ye’cucü ve me’cucü
Ve hüm min külli hadebiy yensilun
97. vakterabel va’dül hakku fe iza
Hiye şahısatün ebsarullezıne
Keferu ya veylena kad künna fı
Ğafletim min haza bel künna
Zalimın
98. inneküm ve ma ta’büdune min
Dunillahi hasabü cehennem entüm
Leha varidun
99. lev kane haülai alihetem ma
Veraduha ve küllün fıha halidun
100. lehüm fiha zefıruv ve
Hüm fıha la yesmeun
101. innellezıne sebekat lehüm minel
Husna ülaike anha müb’adun
102. la yesmeune hasıseha ve hüm fı
Meştehet enfüsühüm halidun
103. la yahzünülümül fezeul
Ekberu ve tetelekkahümül melaikeh
Haza yevmükümüllezı küntüm
Tuadun
104. yevme natvis semae ke tayyis
Sicililli lil kütüb kema bede’na
Evvele halkın nüıydüh va’den
Aleyna inna künna faılın
105. ve le kad ketabna fiz zeburi
Mim ba’diz zikri ennel erda
Yerisüha ıbadiyas salihun
106. inne fı haza le
Belağal li kavmil abidın
107. ve ma erselnake illa
Rahmetel lil alemın
108. kul innema yuha ileyye ennema
İlahüküm ilahüv vahıd fe hel
Entüm müslimun
109. fe in tevellev fe kul
Azentüküm ala seva’ ve in edrı e
Karıbün em beıydüm ma tuadun
110. innehu ya’lemü ma tektümun
111. ve in edrı leallehu fitnetül
Leküm ve metaun ila hıyn
112. kale rabbıhküm bil hakk ve rabbüner
Rahmanül müsteanü ala ma tesıfu
Meali
21 – enbiyâ sûresi
112 âyet olup, mekke döneminin
Sonlarında inmiştir. bir önceki
Tâ hâ sûresinin sonlarında
Geçen dümdüz yolu, geniş tarzda
Anlatır. mekke müşriklerinin
Akaid esaslarına yaptıkları
İtirazlara cevaplar verilir.
İnsanlara tarihin çeşitli
Dönemlerinde doğru yolu gösterip
Fazilet mücadelesi yapan nebîlerin
(mûsâ, harun, ibrâhim, lût,
İshak, yâkub, nûh, davud,
Süleyman, ismâil, idris,
Zülkifl, yunus, zekeriyya, yahya ve
Îsâ nebîlerin (aleyhimü’sselam),
Bilhassa hz. ibrâhim’in (a.s.)
Tevhid mücadelesi ve fazileti
Ayrıntılı olarak nakledilir.
Sonunda bu kıssaların gayesi
Olarak, islâm’ın tek din olduğu
Bildirilip hz. peygamber (aleyhi’s
Selam) teselli edilerek sûre sona
Erdirilir.
1 – insanların hesap verme vakti
Yaklaştı. ama onlar hâla koyu bir
Gaflet içinde haktan yüz
Çevirmekteler. [16,1; 54,1]
2-3 – rab’leri tarafından
Kendilerine gelen her yeni
Uyarıyı, alaya alıp kalpleri
Eğlenceye dalarak dinlerler.
Hem o zalimler aralarında kulis
Yapıp, şu fısıltıyı, gizlice
Yayarlar: ‘o da sizin gibi bir
İnsandan başka birşey değil.
Şimdi siz göz göre göre sihire mi
Kapılacaksınız yani?” [17,48; 25,9]
4 – resul dedi ki: ‘rabbim gökte
Olsun, yerde olsun, söylenen her
Sözü bilir.
O öyle mükemmel işitir, öyle
Mükemmel bilir ki ” [17,48; 25,9]
5 – (kur’ân’ı kime mal edecekleri
Konusunda şaşıp kaldılar,
Cevapları kendilerini bile tatmin
Etmeyip durmadan fikir
Değiştirdiler.) ‘hayır dediler,
Bu adğâsu ahlam: karışık
Karışık rüyalar.
‘yok yok, böyle değil, anlaşılan
Onu kendisi uydurmuş ”
‘hayır bu da değil,
Galiba o bir şair ”,
‘öyleyse önceki peygamberlere
Verilen mûcizeler kabilinden
İstediğimiz mûcizeyi bize
Göstersin ” [17,59; 10,96-97]
6 – kendilerinden önce imha
Ettiğimiz hiç bir şehir halkı
İman etmedi, şimdi bunlar mı iman
Edecekler?
7 – biz senden önce de, ancak
Kendilerine vahiy gönderdiğimiz
Birtakım erkekleri peygamber
Gönderdik. şayet bilmiyorsanız,
Hatırlayıp bilenlere sorunuz.
Hatırlayıp bilenler diye tercüme
Edilen kelimenin aslı
‘ehlu’z-zikr” yani kitap, tebliğ
Veya uyarının muhatapları”
Demektir. tevrat, incîl, kur’ân
Esas itibariyle bir kitap ve
Uyarıdır.
8 – biz onları yeyip içmeyen
Bedenden ibaret kılmadık; hem
Dünyada onlar ebedî olarak da
Kalmadılar.
İnsan olarak onlar yemeye içmeye
Muhtaç idiler. onlar ölümsüz de
Değildiler, ömür sürelerini
Tamamlayıp vefat ettiler.
9 – sonra onlara verdiğimiz
Sözü yerine getirdik.
Onları ve beraberlerinde bulunan
Dilediğimiz kullarımızı
Kurtardık, haddi aşanları ise
Helâk ettik.
10 – muhakkak ki, hayatınız
İçin gerekli notları içeren,
Size şan ve şeref sağlayan bir
Kitap indirdik. neden
Düşünmüyorsunuz? [43,44]
11 – zulme batmış nice
Beldelerin bellerini kırdık,
Onlardan sonra da başka toplumlar
Yarattık. [17,17; 22,45]
12 – onlar bizim baskınımızı
Hisseder etmez, derhal bineklerine
Yönelip kaçmaya yeltendiler.
13 – ‘yok, dedik, tepinmeyin,
Dönün o içinde şımardığınız
Refah ve konfora dönün o
Konaklarınıza ki sorguya
Çekileceksiniz.”
14 – ‘eyvah , dediler, gerçekten biz
Zalim kimselermişiz eyvah eyvah ”
15 – bu feryatları sürüp gitti.
Nihayet onları öyle yaptık ki
Biçildiler, sönüp kül oldular…
16 – elbette biz göğü, yeri ve
Aralarında olan varlıkları oyun
Ve eğlence olsun diye yaratmadık.
[38,27; 53,31]
Yüce allah kâinatı dolduran
Kudret, hikmet ve sanat
Mûcizelerini insanlar inceleyip
Onların yaratıcısını
Tanısınlar, onlardaki
Menfaatlerini elde etsinler,
Onların ebedi cennetteki
Asıllarına delâletlerini
Anlasınlar ve bir de burada
Yaptıkları işleri, iyilikler
İçin mükâfat, kötülükler için
Ceza olarak karşılığını
Alsınlar, böylece hak yerini
Bulsun diye yarattığını burada
Beyan buyuruyor.
17 – eğlenmek isteseydik
Nezdimizde eğlenecek çok şey
Bulurduk faraza yapacak olsak,
Öyle yapardık
Allah’a eş, evlat, kız, oğul,
Nesil isnad eden şirk
İnançlarını, açıkça reddetmek
İçindir. zira yüce âlemde
Melâike, hûriler gibi mahlûklar
Zaten vardı. onlar dururken
Yeryüzünden eş, evlat edinmeye
Gerek olmazdı.
18 – hayır biz gerçeği
Söyler, gerçeği yaparız
Hakkı batılın tepesine indiririz
De beynini parçalar, bir anda canı
Çıkar o batılın
Allah hakkındaki böyle boş
Düşüncelerinizden ötürü yuh
Aklınıza, yazıklar olsun size
19 – hâlbuki göklerde olsun,
Yerde olsun kim varsa o’nun
Mülküdür. o’nun nezdindeki
Melekler o’na ibadeti, ne gurur
Meselesi yapar, ne de ibadetten
Yorulurlar. [4,172]
20 – gece gündüz, usanmadan, ara
Vermeden tesbih ve ibadet ederler. [66,6]
21 – buna rağmen, yine de onlar,
Yerde birtakım varlıkları,
İnsanları öldükten sonra
Diriltecekleri zannı ile tanrı
Edindiler.
22 – hâlbuki gökte ve yerde,
Allah’tan başka tanrılar
Bulunsaydı oraların nizamı
Bozulurdu.
Demek ki o yüce arş ve
Hükümranlığın sahibi allah,
Onların zanlarından, onların
Allah’a reva gördükleri
Vasıflardan münezzehtir, yücedir
[23,91]
Kâinatta kemal sıfatları ile
Muttasıf, yani ilim, kudret,
İradesi mutlak ve sınırsız olan
Birden fazla ilah bulunsaydı,
Farazî olarak şu ihtimaller
Olabilirdi: 1. onlardan yalnız
Birinin hükmü yürüseydi
Diğerleri âciz ve noksan
Olurlardı ki bu ilah olmakla
Bağdaştırılamaz. 2. her biri
Eşit kudret ve hakimiyete sahip
Olsalardı, ayrı ayrı nizamların
Bulunması gerekirdi. o takdirde de,
Mevcut olan bu nizam bulunmazdı. 3.
İlahların fazla değil, sadece iki
Tane olup bunların bir tek nizam
Kurup birleştikleri varsayılırsa
İki etkenin (illetin) bir nesne
(malül) üzerinde çekişmesi
Sonucu ortaya çıkar, nizamın
Devamı imkânsız olurdu. 4.
Birbirleriyle anlaşmazlık halinde
Olsalardı zaten baştan beri nizam
Kurulamazdı.
Bu âyet-i kerime kelam ilminde,
Tevhidin ispatında en önemli
Kaynak teşkil eden esaslardan
Biridir. kelamda buna bürhan-ı
Temânu adı verilir.
23 – o yaptıklarından sorumlu
Değildir. o’nu sorguya çekecek
Kimse yoktur, ama insanlar mutlaka
Sorgulanacaklardır. [15,92-93;
23,88]
24 – yine de tuttular, o’nun
Yanısıra başka birtakım
Tanrılar edindiler. ey resûlüm
De ki: ‘iddianızı ispatlayın,
Delilinizi getirin görelim ”
Böyle bir delil de
Getiremediklerine göre -ki: ‘işte
Bu tevhid, benimle beraber
Olanların ve benden önceki
Peygamberlerin öğretisidir.”-
Hayır, onların çoğu gerçeği
Bilmiyor ve bu sebeple de ondan yüz
Çeviriyorlar.
25 – nitekim senden önce hiç bir
Peygamber göndermedik ki ona:
‘benden başka ilah yok, öyleyse
Yalnız bana ibadet edin ” diye
Vahyetmiş olmayalım. [43,45;
16,36; 21,92]
26 – gerçek bu iken, bazıları
Kalkıp: ‘rahman evlat edindi”
İddiasında bulundular.
O, bundan münezzehtir.
Bilakis onların evlat dedikleri
Melekler o’nun ikram ve takdirine
Mazhar olmuş kullarıdır. [16,57;
43,19]
27 – o, kendilerine sormadıkça
Hiç bir söz söylemezler, sadece
Onun emirlerini yerine getirirler.
28 – o onların yaptıklarını
Da yapacaklarını da,
Açıkladıklarını da
Gizlediklerini de bilir.
Onlar, sadece o’nun razı olduğu
Kimse hakkında şefaat ederler.
Ona duydukları tazimden ötürü
Çekinir, titrerler. [2,255; 34,23]
29 – onlardan kim çıkıp da
‘o’nun yanısıra ben de ilahım”
Diyecek olursa, buna karşılık
Cehennemi veririz. işte biz
Zalimleri böyle cezalandırırız.
30 – hakkı, inkâr edenler
Görüp bilmediler mi ki
Göklerle yer bitişik (bir bütün)
İdi onları biz ayırdık,
Hayatı olan her şeyi sudan
Yaptık. hâla inanmayacaklar mı?
Kâinatın yaratılışı konusunda
Bilime yol gösteren teorilerin en
Çok kabul görenleri, kur’ân’ın
Bildirdiği hususlara
Yaklaşmaktadır. güneş sisteminin
Oluşumu, şöyle izah edilmektedir:
‘güneş ve gezegenler, önce bir
Bulutu andıran gaz ve toz (nebula)
Halinde idi. bu kütle, çekim
Kuvvetinin etkisiyle dönmeye ve
Soğumaya başladı. bu dönüşün
Süratli olması sebebiyle
Yoğunlaşan ana kütlelerden bazı
Parçalar kopup, ana kütlelerin
Etrafında dönmeye devam ettiler
(…) gezegenler nihâyet iyice
Soğuyarak bugünkü şekillerini
Aldılar.” (prof. dr. a.
Kızılırmak, astronomi dersleri,
11,198-201, izmir, ege üniv. mat.
1966)
31 – yerin insanları sarsmaması
İçin oraya dağlar yerleştirdik.
Maksatlarına ermeleri için orada
Geniş yollar, geçitler yaptık.
32 – göğü de dengesizliğe
Düşmekten korunmuş bir tavan
Durumunda yarattık.
Onlarsa hâla gökteki delillerden
Yüz çevirmektedirler. [51,47;
91,5; 50,6; 2,22; 12,105]
Portakalın meyvesini saran kabuğu
Gibi dünyayı saran atmosfer
Tabakasına işaret olup göklerdeki
Kudret delillerine dikkat
Çekmektedir.
33 – geceyi ve gündüzü,
Güneşi ve ayı yaratan o’dur. her
Biri bir yörüngede yüzmektedir.
[6,96; 36,40]
34 – senden önce hiçbir insana
Dünyada, ebedî hayat nasib etmedik.
Sanki sen ölsen, onlar
Ebedî mi kalacaklar
[55,26-27]
35 – her can ölümü tadacaktır.
Biz, sizi sınamak için gâh şerle,
Gâh hayırla imtihan ederiz.
Sonunda bizim huzurumuza
Getirileceksiniz.
36 – kâfirler seni görünce: ‘bu
Mu sizin ilahlarınızı diline
Dolayan adam ” diye alay etmekten
Başka bir şey yapmazlar.
Ama bütün kâinatı yaratan rahman’a
Gelince onun anılmasını reddediyorlar.
(böylece, asıl kendilerinin alay
Edilmeye müstahak olduklarını
Düşünmüyorlar ) [25,41-42]
Müşrikler kendi âciz, cansız
Putlarına toz kondurmak istemezken,
Bütün kâinatı bunca hikmet,
Sanat, kudret ve rahmetiyle yaratıp
Varlıkta tutan rahmanın
Birliğinin anılmasına tahammül
Edemiyorlar. böylece asıl
Kendilerinin ne kadar akıldan uzak,
Alay edilmeye müstehak
Olduklarını düşünmüyorlar.
Bu âyette, allah’ın rahman vasfı
İle anılmasına karşı mekke
Müşriklerinin diretmesine işaret
Edilmektedir. az sonra gelecek 42.
Âyet de bu mânayı teyid eder.
Zira o âyet, rahman sıfatını
Zihinlere yerleştirme gayesine
Matuftur. (anlam böyle verilmezse
Diğer meallerde düşülen
Boşluğa düşülür.)
37 – insan, yaratılışça çok
Acelecidir. (bunu pek iyi biliyorum.
Onun için, kendisini uyardığın
Azabın çarçabuk gelmeyişini alay
Konusu ediyor.) hele durun biraz,
Beni de aceleye getirmeyin, yakında
Âyetlerimi size göstereceğim
[17,11]
38 – ama yine de onlar: ‘gerçeği
Söylüyorsanız, gösterin artık
Bu azabı, bu vaadin
Gerçekleşmesini daha ne kadar
Bekleyeceğiz ” diye
Söyleniyorlar.
39 – dini olduğu gibi, bu azabı
Da böyle inkâr edenler,
Onun tepelerine ineceğini, o
Ateşin yüzlerini ve sırtlarını
Yalamasını önleyemeyeceklerini,
Kendilerine yardım edecek hiç
Kimsenin bulunmayacağını bir
Bilselerdi [39,16; 7,41; 14,50;
13,34]
40 – onların
Beklentilerinin hilafına,
O ateş öyle apansız gelecek ki,
Kendileri birden dona kalacaklar.
Artık ne onu geri çevirecek
Güçleri olacak, ne de kendilerine
Süre verilecek
41 – senden önce de nice
Peygamberlerle böyle alay edilmişti.
Ama alay konusu yaptıkları o azap,
Alay edenleri her taraftan
Sarıvermişti. [6,34; 3,195]
42 – de ki: ‘geceleyin veya
Gündüzün gelecek tehlikelere
Karşı o rahman’dan başka sizi kim
Koruyabilir?”
Ama bunu bilip kendisine
Yönelecekleri yerde, onlar
Rab’lerini anmaktan
Yüzçevirmekteler. [19,45]
Bu mâna üzerinde duran ibn kesir,
Bu âyette min edatının gayr
Anlamına geldiğine delil getirir.
43 – ne o, yoksa, akılları
Sıra, onların bizden başka
Kendilerini savunacak tanrıları
Mı var? (nerde?)
O tanrılaştırdıkları nesneler kendi
Kendilerini bile koruyamazlar.
Öyleyse, o müşrikleri bize
Karşı hiç mi hiç koruyamazlar.
Onlar bizim tarafımızdan zaten bir
Destek görmezler.
44 – kaldı ki biz onlara da,
Babalarına da nimet verdik, öyle
Ki uzayan ömürlerinin tadını
Çıkarıp avundular.
Ama görmüyorlar mı ki biz yere
Vaziyet edip onu bir taraftan yavaş
Yavaş eksiltiyoruz. durum böyle
İken onlar nasıl galip
Gelebilirler? [46,27; 13,41]
Bu âyetin mânası, etraf
Kelimesine verilecek mânaya göre
Değişir. bu kelime ise birçok
Anlamda kullanılır. coğrafi veya
Küresel anlam gibi, mecazî anlam
Da mümkündür. şu halde:
1.müslümanların kuvvet kazanıp
Kâfirlerin topraklarını elde edip
Fetihler yapmaları. 2. yerin ileri
Gelen insanları, alimleri veya en
İyi insanları gittikçe
Azalmaktadır. 3. fenni yönden
Tefsir eden bazı zatlar;
Yağmurların, sellerin,
Rüzgarların etkisiyle dağların
Aşınmasını veya kutup
Bölgelerinin basıklığını
Düşünmektedirler.
45 – de ki: ‘ben sizi sadece
Vahiyle uyarıyorum. fakat belli ki
Sağırlar ikaz edildikleri zaman bu
Çağrıyı duyamazlar.”
46 – eğer onlara rabbinin
Azabından bir esinti bile dokunsa:
‘eyvah, yazıklar olsun bize, biz
Gerçekten kendimizi bu azaba
Müstahak etmekle kendimize
Zulmetmişiz ” derler.
Bu âyet kur’ân’ın icazına, pek
Veciz ve özlü beyanına açık
Örneklerden birini teşkil eder: bu
Cümleden esas maksat, pek az bir
Azap ile fazlaca korkutmaktır. onun
İçin cümlenin her kelimesi o
Maksadı pekiştirir. şöyle ki 1.
İn: şart edatı, azabın
Azlığına ve önemsizliğine
İşarettir. 2. nefha hem bir defaya
Ait sigası, hem de tenvîni ile
Azabın önemsizliğini ima eder. 3.
Mess hafif dokunma demektir. 4.
Kısmilik bildiren min edatı. 5.
Nekâl ve ikab gibi kelimeler yerine
Azab kelimesi. 6. allah’ın rab
İsminin ifade ettiği şefkat,
Hudutsuz şefkatin izin verdiği bir
Azap. nisbeten hafif bir azab
Sayılır.
47 – biz kıyamet gününe mahsus,
Öyle doğru ve hassas teraziler
Koyacağız ki hiçbir kimseye zerre
Kadar haksızlık edilmez. hardal
Tanesi ağırlığınca da olsa,
Yapılan iyi veya kötü işi oraya
Getirip tartarız. hesap görücü
Olarak biz fazlasıyla yeteriz.
[18,49; 4,40; 31,16]
48 – biz, mûsâ ile harun’a,
Allah’a karşı gelmekten
Sakınanlar için bir ışık ve
Öğüt olan furkan’ı (hakkı
Batıldan ayıran kitabı) verdik.
Furkan: hakkı batıldan, doğruyu
Eğriden, hayrı şerden ayıran,
Buna dair ölçüler getiren şey
Demektir. kur’ân’ın bu sıfatı,
İkinci bir özel ismi olarak
Kullanılmıştır. [2,53; 3,4;
25,1]
Bu âyetten 91. âyete kadar, bazen
Kısa, nadiren uzunca, peygamber
Kıssaları yer alır. bunlarda
Şunların vurgulandığı
İntibaını ediniriz: 1.
Peygamberlik insanlığın
Başından beri vardır, hz.
Muhammed (a.s.) ilk defa bu iddiada
Olan biri değildir. 2. önceki
Nebîlerin risaleti hz.
Muhammedinkinden farklı olmayıp,
Bilakis aynı inançları
Öğretmişlerdi. 3. peygamberler
Çeşitli tepkiler ve işkencelerle
Karşılaşmışlar, ama sonunda
Allah’ın özel inayetine nail
Olmuşlar, dâvaları galip
Gelmiştir. 4. peygamberler
Allah’ın seçkin kulları olmakla
Beraber beşerdirler. beşerin
Çektiği sıkıntı ve âcizliklere
Mâruzdurlar. bu hususlarda
İnsanüstü değillerdir.
49 – o müttakiler, görmedikleri
Halde rab’lerini gıyabında tazim
Eder ve hem de kıyametten, o
Duruşma saatinden korkup titrerler.
[50,33; 67,12]
50 – işte bu da sana
İndirdiğimiz kutlu bir mesajdır.
Hal böyle iken siz onu inkâr mı
Edeceksiniz?
51 – biz mûsâ’dan önce de
İbrâhim’e hidâyet ve akl-ı selim
Verdik. biz onun halini pek iyi
Biliyorduk. [6,83; 2,124-141;
11,51-60; 16,120-123]
Hz. ibrahim’e verilen rüşd, ya
Nübüvvetten önceki hidâyet ve
Güzel hal yahut nübüvvet
Olabilir.
52 – o vakit babasına ve
Halkına: ‘nedir bu karşısında
Durup taptığınız heykeller?”
Dedi.
Bu sûrede en ayrıntılı kıssa
Hz. ibrâhim’in (a.s.)
Kıssasıdır. zira ibrâhim’in
Şirki perişan etmesinin, mekke
Müşrikleri üzerinde tasavvur
Edebileceğimizin çok ötesinde bir
Etkisi vardı. zira, onu
Öğündükleri cedleri biliyor,
Onun kurduğu kâbeyi en kıymetli
Varlıkları sayıyor, ona bağlı
Olmanın maddî manevî
Nimetlerinden yararlanıyorlardı.
Kur’ân’ın hz. ibrâhim’in
Putları kırdığını anlatması
Onları canevlerinden vuruyordu.
53 – ‘biz, dediler, atalarımızı
Bunlara tapar bulduk, biz de
Onların yaptıklarını
Yapıyoruz.”
54 – ‘yemin ederim ki, dedi, siz
De atalarınız da besbelli bir
Sapıklık içindesiniz.”
55 – onlar: ‘sen ciddi misin,
Yoksa şakacı insanların
Yaptığı gibi bizimle eğleniyor
Musun?” dediler.
56 – ‘yoo şaka ne demek dedi
İbrâhim. doğrusu sizin rabbiniz,
Ancak gökleri ve yeri yarattığı
Gibi bütün onların da rabbi olan
Zattır. ben de bu gerçeğe
Şahitlik edenlerdenim.”
57 – ve içinden: ‘allah’a yemin
Ederim ki, siz dönüp gittikten
Sonra mutlaka bu putlarınızın
Başına bir çorap öreceğim ”
Diye ekledi.
58 – onların bütün putlarını
Paramparça etti, yalnız, halk,
Belki de olup biten olay hakkında
Kendisine sorarlar düşüncesiyle,
Onların büyüklerine dokunmadı.
Leallehum ileyhi yerciûn ‘olup
Biten olay hakkında kendisine
Sorarlar diye” cümlesindeki zamir
Hakkında üç ihtimal zikredilir:
1. büyük put. maksat şudur:
Müşrikler ona başvursun, bilgi ve
Çözüm arasınlar. o da âciz
Olunca, putların bir hiç olduğunu
Anlasınlar. 2. ibrâhimi sorumlu
Tutup ona sorsunlar, o da
Delillerini onlara anlatsın. 3.
Putların boşluğunu anlayıp
Rabbü’l-âlemin’e dönsünler.
59 – dönüp de olanları
Görünce dediler ki: ‘kim acaba
Tanrılarımıza bunu reva gören?
Her kimse o, muhakkak ki zalimin
Teki ”
60 – içlerinden bazıları:
‘sahi ibrâhim adındaki bir
Delikanlının onları diline
Doladığını işitmiştik ”
61 – ‘haydin, dediler, getirin onu
Halkın huzuruna ki çekeceği
Cezaya onlar da şahit olsunlar.”
62 – ‘söyle bakalım ibrâhim
Dediler, sen mi yaptın
Tanrılarımıza karşı bu işi?”
63 – ‘belki de, dedi, şu
Büyükleri yapmıştır. sorun
Bakalım onlara, eğer
Konuşurlarsa ”
64 – bunun üzerine vicdanlarına
Dönüp içlerinden: ‘asıl zalim
İbrâhim değil, bu âciz putlara
İbadet edip bel bağlayan sizler,
Biz müşriklermişiz ” dediler.
Şöyle açıklayanlar da vardır:
‘putlarınızı yalnız ve
Savunmasız bıraktığınız için
Asıl siz zalimsiniz” diyerek
Birbirlerini suçladılar.
65 – fakat bunu dışa vurmayıp
Sonra yine önceki görüşlerine
Dönüp ibrâhime: ‘bunların
Konuşmadıklarını sen de pek iyi
Bilirsin ” dediler.
66-67 – ‘o halde, dedi, allah’tan
Başka, size ne fayda ne de zarar
Veremeyecek şeylere mi
Tapıyorsunuz yuh size de allah’tan
Başka o taptıklarınıza da hala
Aklınızı kullanmayacak
Mısınız?”
68 – ‘eğer yapacağınız bir
Şey varsa, dediler, o da bunu
Yakmaktır. böyle yapın da
Tanrılarınıza sahip çıkın ”
[29,24]
69 – ateşe ferman ettik biz: ‘dokunma
İbrâhime serin ve selamet ol ona ”
Allah’ın pek iyi bilinen normal
Kanunları, bu kabil ender
Mûcizelerden daha az harika
Değildir. kur’ân allah’ın
Kanunlarında değişiklik
Olmayacağını bildirir. (35,43).
Demek ki 36, 82 gibi bir anda
Yaratmayı bildiren âyetler,
Kâinatın altı günde (41,9-12)
Yaratıldığını bildiren
Âyetlere zıt değildir.
İnsanlar bu gün, hiç yakmayan soğuk
Alev yapmayı bilmektedirler.
70 – hülasa onu tuzağa
Düşürmek istediler ama, biz asıl
Onları hüsrana uğrattık. asıl
Tuzağa düşenler kendileri
Oldular.
71 – onu lût ile beraber
Kurtarıp, bütün insanlar için
Kutlu ve feyizli kıldığımız
Diyara ulaştırdık.
Bu bereketli ülke şam (filistin)
Diyarıdır. birçok peygamber orada
Yetişmiş ve dini oradan
Yaymışlardır. şam’ın manevî
Bereketinin yanında, oradaki
Nimetlerin ve ürünlerin bolluğu
Da kasdedilmiş alabilir.
Hz. ibrâhimin kıssası tevrat,
Tekvin, 11. ve 12. bölümlerinde
Anlatılır. fakat oradaki
Ayrıntılara rağmen kur’ân, bazı
Önemli hususlarda çok farklıdır.
Mesela; 1.tekvin’de hicretten
Önceki tebliği, ateşe atılması
Vs. yer almaz. 2. hicreti, geçim
Derdi gibi bir sebeple çıkması
Tarzında anlatılır. 3.
Babasının kendisine baskısı
Bildirilmez, hatta hicrette yanında
Onu götürdüğü bildirilir.
Bunlar, birçok oryantalistin peşin
Hükümle yaptıkları iftiraları
Çürütüyor, kur’ân’ın o
Kitaplardan nakletmeyip, bilakis
Onların üzerinde, hakem olduğunu
İspatlıyor.
72 – ona ayrıca ishakı,
Üstelik bir de yâkubu ihsan ettik.
Hepsini de erdemli insanlar
Kıldık.
73 – onları buyruklarımızla
İnsanlara doğru yolu gösteren
Önderler yaptık.
Kendilerine hayırlı işler
İşlemeyi, namaz kılmayı, zekât
Vermeyi vahyettik. onlar yalnız
Bize ibadet ederlerdi.
74-75 – lût’a da hüküm ve ilim
Verdik ve onu iğrenç işler yapan
Şehir halkından kurtardık ki
Gerçekten onlar kötü ve itaat
Dışına çıkmış fâsık bir
Güruh idiler. kendisini de şefkat
Ve himayemize aldık. o gerçekten
Erdemli kimselerdendi. [29,26;
11,69; 15,57-76]
Hüküm: peygamberlik veya dâvalı
Tarafları arasında hâkimlik
Anlamınadır. lut (a.s.), hz.
İbrâhim (a.s.)’a iman ve onunla
Beraber hicret etmişti [29,26].
Sonra allah teâla ona da nübüvvet
Verdi. onu da sedum şehrine
Gönderdi.
76 – nuh’u da önderlerden
Kıldık. o ibrâhim ve lut’dan
Çok önce, bize yakarmıştı.
Biz de duasını kabul buyurup onu,
Yakınlarını, evlatlarını ve
Halkından iman edenleri büyük bir
Beladan kurtardık. [54,10;
71,26-27]
77 – âyetlerimizi yalan sayan
Halka karşı da ona destek olup
Onlardaki haklarını aldık.
Gerçekten onlar kötü bir toplum
İdi. bu yüzden biz de onların
Hepsini suda boğduk. [11,40]
78 – davud ile süleymanı da…
Hani bir defasında onlar bir ekin
Konusunda hüküm veriyorlardı.
Şöyle ki: geceleyin bir grup
İnsanın koyun sürüsü ekin
Tarlasına yayılmış, zarar
Vermişti. biz de onların bu
Hükümlerine tanık oluyorduk.
Davud (a.s.) davarın kıymeti,
Zararın miktarına eşit olduğu
İçin, onun tazminat olarak tarla
Sahibine verilmesine hükmetmiş,
Oğlu süleyman (a.s.) ise,
Tarlanın davar sahibine verilip
Eski haline gelinceye kadar ona
Bakmasını, davarın da tarla
Sahibine teslim edilip o vakte kadar
Sütünden, yavrularından,
Tüylerinden faydalanmasını
Taraflar için daha uygun bulmuştu.
Babası da onun bu içtihadını
Beğenmişti.
79 – biz çözümü ihtiva eden
Hükmü süleyman’a bildirdik.
Bununla beraber, her birine bir
Hüküm ve bir ilim verdik.
Dağları ve kuşları davud’un
Emrine verdik. onunla beraber takdis
Ve ibadet ederlerdi. biz
Dilediğimiz her şeyi yapma
Kudretine sahibiz. [34,10; 38,18-19]
80 – bir de sizi savaşınızın
Şiddetinden koruması için ona,
Zırh yapma sanatını öğrettik.
Peki bütün bunlar için
Şükrediyor musunuz? [34,9-11]
Davud (a.s.) dan önce de zırh
Vardı, fakat plak halinde idi.
Zırhı, kumaş gibi dokuyup
Zincirle tutturma işini o
Başlattı. rivayete göre o
Cenab-ı allah’tan elinin emeği ile
Bir geçim vesilesi dileyince o da
Kendisine zırh yapmayı ilham
Etmişti.
81 – süleymana da şiddetli
Rüzgârı âmade kıldık.
Rüzgâr, onun emriyle kutlu beldeye
Doğru eserdi. çünkü herşeyin
Gerçek mahiyetini biz biliriz.
[38,36; 34,12]
82 – kendisi için dalgıçlık
Yapan ve daha başka birtakım
İşler yapan bazı cinleri
(şeytanları) da onun emrine
Verdik. biz onları gözetim
Altında tutardık. [38,37-38]
83-84 – eyyûbu da an. hani o: ‘ya
Rabbî, bu dert bana iyice dokundu.
Sen merhametlilerin en merhametli
Olanısın” diye niyaz etmiş, biz
De onun duasını kabul buyurup
Katımızdan bir lütuf ve ibadet
Edenlere bir ders olmak üzere,
Hastalığını iyileştirmiş,
Kendisine aile ve dostlarını bir
Misliyle beraber vermiştik.
Müfessirler derler ki: hz. eyyub
(a.s.) rûm diyarında peygamber
İdi. serveti ve hanedanı, evladu
İyali geniş idi. allah onun
Mallarını giderdi, sabretti.
Çoluk çocuğunu aldı, sabretti.
Sonra bedenine hastalıklar ârız
Oldu, sabretti. fakat halk: ‘onun
Başına bunca derdin gelmesi
Boşuna değil, büyük bir günahı
Olmalı ” deyince, şifa
Niyazında bulundu. allah da şifa
Lütfetti. tevrat da ‘eyyubun
Kitabı”nda onun felsefi çizgiler
Taşıyan destanî hikâyesini
Ayrıntılı olarak anlatır. onun
Yahudi veya rum olmayıp kuzey
Arabistanda yaşayan arap kökenli
Nabat halkından olduğu da
Söylenmiştir.
85 – ismâili, idrisi,
Zülküfli de an. onların hepsi
Sabır fazileti ile bezenmişlerdi.
Zülküfl (a.s.) ın nerede
Yaşadığı hakkında kesinlik
Yoktur. tefsirlerdeki çeşitli
İhtimaller içinde nisbeten
Kuvvetlisi onu, hızkil ile aynı
Sayan görüştür. bu zat habur
Nehri civarında tebliğde
Bulunmuştur. diyarbakır’ın ergani
İlçesinde makamı bulunmakta ve
Asırlardan beri kökleşmiş
Kuvvetli bir gelenekle onun burada
Yaşadığına inanılmaktadır.
Ülkemizin özellikle güneydoğu
Anadolu bölgesinde son derece
Yaygın olan zülküf adı bundan
İleri gelmektedir.
86 – bundan ötürü onları
Rahmetimize aldık. gerçekten onlar
Salih ve erdemli kişilerdi.
87 – zünnûn’u da an. hani o
Halkına kızmış, onlardan
Ayrılmış, bizim kendisini
Sıkıştırmayacağımızı
Sanmıştı. sonra karanlıklar
İçinde şöyle yakarmıştı: ‘ya
Rabbî sensin ilah, senden başka
Yoktur ilah. sübhansın, bütün
Noksanlardan münezzehsin, yücesin.
Doğrusu kendime zulmettim, yazık
Ettim. affını bekliyorum
Rabbim ”
‘balığın yoldaşı” mânasına
Gelen zünnûn, yunus (a.s.) olarak
Tefsir edilir. bu zat tevrattaki
Jonas olmalıdır. jonas kitabı ona
Tahsis edilmiştir. hz. yunus
Halkını uzun zaman dine dâvet
Ettiği halde onlar kabul etmemiş,
Kendilerini tehdit ettiği azap da
Gecikmişti. muhtemelen tövbe
Etmeleri sebebiyle azap
Geciktirilmişti, fakat o bunu
Bilmiyordu. daha tutarlı bir izah
Şöyledir: yunus (a.s.) azabın
Vaadesi geldi, diye başka bir yere
Sığınmak istedi. bunda mahzur
Yoktu, fakat allah’tan izin gelmeden
Yerinden ayrılması, onun için en
Güzel tutum değildi.
Böyle bir halet-i ruhiye ile
Şehirden ayrılıp gemiye bindi.
Fırtına gemiyi tehlikeye sokunca,
Kendi hatasının buna sebep
Olduğunu söyledi. gemiciler onu
Denize attılar. onu yutan balık
Üç gün sonra sahile bıraktı.
Şehre gelip tebliğe devam etti.
Belirlenen sürenin dolmasından
Hemen önce şehir halkı dönüş
Yapıp iman ettiler. bu kıssada ana
Fikir, tövbenin af sebebi olduğunu
Bildirmektir. tevrata göre şehir
Ninova’dır. yunus kudüs tarafında
İdi. kıral hezekiel onun ninova’ya
Gitmesini istemiş, o da gitmeyip
Gemiye binmişti. çıkınca
Ninova’ya gitti. ikinci ihtimal:
Yunus ninova’da iken oradan
Ayrılıp denize açılmıştı.
Doğruyu allah bilir.
88 – onun da duasını kabul
Buyurduk ve o sıkıntıdan
Kurtardık. işte biz müminleri
Böyle kurtarırız.
89 – zekeriyyayı da an. hani o:
‘ya rabbî, beni evlatsız, tek
Başıma bırakma ki bana vâris
Olsun. bununla beraber iyi biliyorum
Ki, herkes fanidir herkesten sonra
Baki kalan, bütün vârislerin en
İyisi olan sensin sen ”
90 – onun da duasını kabul
Buyurduk. ona yahyayı armağan
Ettik. bunun için de eşini çocuk
Doğurmaya elverişli hale getirdik.
Doğrusu onlar hayırlı işlere
Koşuşur, iyilikte yarışır, hem
Ümit, hem endişe içinde bize
Yakarırlardı. gerçekten bize
Derin bir saygı gösterirlerdi.
91 – iffet ve namusunu gerektiği
Gibi koruyan meryemi de an.
Biz ona rûhumuzdan üfledik,
Hem onu, hem oğlunu cümle alem
İçin bir ibret yaptık. [15,29;
32,9; 66,12; 16,66]
92 – işte sizin bu dininiz bir
Tek dindir. rabbiniz de ben’im.
Öyle ise yalnız bana ibadet edin.
[23,51-52; 5,48]
93 – ama insanlar aralarındaki bu
Birliği param parça ettiler.
Fakat sonunda yine bize dönecekler.
Birliği bozup paramparça
Olmalarından cenab-ı allah razı
Olmadığından onlara hitab
Etmekten vazgeçip üslûbu
Değiştiriyor.
94 – bu durumda artık kim mümin
Olarak makbul ve güzel işler
Yaparsa onun gayretleri inkâr
Edilmez, yaptıkları makbul olur.
Biz bütün gayretlerini onun hesabına
Yazıp geçirmekteyiz. [18,30]
95 – imha ettiğimiz bir memleket
Halkının, mahşerde huzurumuza
Gelmemesi mümkün değildir.
Yok edilmeye müstehak olan bir
Ülke halkının yaşaması, veya
Dünyaya dönmesi veya yok olma
Noktasına geldikten sonra
Pişmanlık duyarak tövbe edip
Dönüş yapması mümkün
Değildir, mânaları da
Verilmiştir.
Allah’ın bir topluma, geçici bazı
Sapıklıklarından dolayı değil,
Kötülüklerde ısrar ve inad
Etmesi sebebiyle gazab ettiğini
İfade eder.
96-97 – nihayet ye’cüc ve
Me’cücün sedleri açılıp her
Tepeden dünyaya akın etmeye
Başladıkları,
Doğru vaadin vaktinin
Yaklaştığı sıra,
İşte o zaman, kâfirlerin
Gözleri birden donakalır.
‘eyvah, bizlere, biz bundan tam
Bir gaflet içinde idik,
Daha doğrusu kendimize
Zulmettik ” diyecekler.
98 – ‘hem siz, hem de allah’tan
Başka taptığınız tanrılar,
Hepiniz cehennem odunusunuz,
Siz hep beraber cehenneme
Gireceksiniz.”
99 – eğer onlar gerçekten tanrı
Olsalardı oraya girmezlerdi.
Ama hepsi orada ebedî olarak
Kalacaklardır. [66,6]
100 – onlar orada inim inim
İnleyecekler, kendilerini
Sevindirecek hiçbir haber de
İşitmeyeceklerdir.
101 – ama kendileri hakkında
Bizden ebedî mutluluk takdir
Edilmiş olanlar, cehennemden uzak
Tutulacaklardır.[11,106]
102 – onlar cehennemin
Hışırtısını bile işitmeyecek,
Canlarının çektiği nimetler
İçinde ebedî kalacaklardır.
[10,26; 55,60]
103 – o en büyük dehşet (sûra
İkinci üfleyiş) dahi onları
Tasalandırmaz.
Melekler onları: ‘işte size vaad
Olunan gün bugündür ” diye
Karşılarlar.
104 – gün gelir, gök sahifesini,
Tıpkı kâtibin yazdığı
Kağıdı dürüp rulo yapması gibi
Düreriz.
Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak
Diriltmeyi de biz gerçekleştiririz.
Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir.
Bunu gerçekleştirecek olan da biziz.
Kur’ân’ın nazil olduğu ortamda
Yazı rulo yapılan bir kağıda
Yazılıyordu. şimdiki tarzda kitap
(mushaf) burada söz konusu
Değildir. açılan rulo yazılıp
İşi bittikten sonra kâtip
Tarafından anında rulo haline
Getirilirdi.
105 – şu kesindir ki biz zikrden
(tevrattan) sonra zeburda da:
‘dünyaya salih kullarım varis
Olacaklar. dünya onlara kalacak”
Diye yazmışızdır. [4,163; 17,55;
39,67]
Cenab-ı allah, sûre boyunca
Naklettiği peygamber kıssalarında
Hükmeden ilahî bir kanuna dikkat
Çekerek, sûreyi hitama erdiriyor.
Demek genel insanlık
İçinde kitap ehli, kitaba bağlı
Olmayanlara galip gelmiştir. sonra
Yine kitaba tâbi olan
İsrailoğulları, daha sonra hz.
Îsâ’ya bağlı olanlar, daha sonra
Da müslümanlar öncülüğü
Almışlardır. liyakatlerini
İspatladıkları müddetçe
Müslümanlar yine üstün
Geleceklerdir. zeburda olduğu gibi
(mezmurlar, 37, 29) allah kur’ân’da
Da bildiriyor ki dünyanın
Varisliği, tevhide bağlı,
Şirkten ve tefrikadan uzak olup en
Güzel ve sağlam işler işleyen
Kullara aittir (elmalılı m.hamdi
Yazır).
106 – bu kur’ân’da da elbette
Allah’a ibadet eden kimseler için
Bir mesaj vardır. [7,128; 40, 51;
24,55]
107 – işte bunun içindir ki ey
Resulüm, biz seni bütün insanlar
İçin sırf bir rahmet vesilesi
Olman için gönderdik.
Âlemler yerine insanlar demekten
Maksadımız, birçok müfessir
Gibi, mânayı insanlar üzerinde
Yoğunlaştırmaktır. zira
Türkçede kullanışımızda âlem
Denince insan o geniş mekanda, geri
Plana itilmektedir.
Cenab-ı allah bütün âlemlere,
Özellikle akıl sahibi varlıklara
Merhametinden dolayı hz. peygamber
(a.s.)ı göndermiştir. o öyle
Kapsamlı bir rahmettir ki bütün
Akıl sahiplerine iyilik ve
Kurtuluş yolunu göstermekte, gerek
Dünyada gerek âhirette mutluluk
Vesilelerini öğretmektedir. öyle
Ki onun getirdiği bir çok
Prensibi, dinine inanmayanlar bile
Benimseyip uygulamakta, dünyevi
Yönden yararlanmaktadırlar.
108 – de ki: ‘bana yalnız ve
Yalnız şu gerçek vahyolunuyor
‘sizin ilahınız tek ilahtır.
Hâla mı o’na teslim
Olmayacaksınız?” [14,28-29;
41,44; 2,185]
109 – yine de yüz çevirirlerse
De ki: ‘işte sizin hepinizi de tam
Eşit şekilde hakka çağırdım.
Artık tehdit olunduğunuz o
Kıyamet gününün yakın mı uzak
Mı olduğunu bilemem.”
110 – şüphesiz ki allah sözün
Açık olanını da, gizli olanını
Da bilir. hem sizin gizlediğiniz,
Şeyleri de bilir.
111 – ‘ne bileyim, belki de bu
Mühlet sizin için bir imtihandır
Ve hayattan biraz daha
Yararlandırma için yapılan bir
Ertelemedir.”
112 – resulullah sonunda şöyle
Dedi: ‘ya rabbî, adaletle
Hükmünü ver rabbimiz rahmandır,
Sizin bunca isnad ve
İftiralarınıza karşı yegâne
Müsteandır.”
Kâfirler islâm’ın köpük gibi
Sönüp gitmesini gözlüyorlardı.
Onların bu beklentilerine, bu
İsnadlarına karşı resulullah
Efendimiz cenab-ı allah’ın
Yardımını ümitle bekliyordu.
Muhtemel ikinci mânaya göre
Kâfirler kur’ân hakkında
İftiralarda bulunarak ‘şiir,
Büyü, efsane” diyorlardı. hz.
Peygamber onların bu iftiralarına
Karşı kur’ân’ı galip kılması
İçin allah’a yöneliyordu. islâm
Aleyhinde, benzeri propagandalara
Mâruz kalan müminlerin
Yapacakları niyaz bu olmalıdır.
Müsteân: ‘kendisinden yardım
İstenilen” demektir.