Abdulhadi Kanakeri Kehf Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulhadi Kanakeri – Kehf Suresi

Kehf suresi
1. el hamdü lillahillezı enzele ala
Abdihil kitabe ve lem yec’al lehu ıveca
2. kayyimel li yünzira be’sen
Şedıdem mil ledünhü ve
Yübeşşiral mü’minınellezıne
Ya’melunes salihati enne lehüm
Ecran hasena
3. makisıne fıhi ebeda
4. ve yünzirallezıne
Kalüttehazellahü veleda
5. ma lehüm bihı min ılmiv ve la
Li abaihim kebürat kelimeten
Tahrucü min efvahihim iy yekulune
İlla keziba
6. fe lealleke bahıun nefseke ala
Asarihim il lem yü’minu bi hazel
Hadısi esefa
7. inna cealna ma alel erdı
Zınetel leh ali neblüvehüm
Eyyühüm ahsenü amela
8. ve inna le caılune ma
Aleyha saıydem cüruza
9. em hasibte enne ashabel kehfi ver
Rakıymi kanu min ayatina aceba
10. iz evel fityetü ilel kehfi fe
Kalu rabbena atina mil ledünke
Rahmetev ve heyyi’ lena min emrina
Raşeda
11. fe darabna ala azanihim
Fil kehfi sinıne adeda
12. sümme beasnahüm li na’leme eyyül
Hızbeyni ahsa lima lebisu emeda
13. nahnü nekussu aleyke nebeehüm
Bil hakk innehüm fityetün amenu bi
Rabbihim ve zidnahüm hüda
14. ve rabatna ala kulubihim iz kamu
Fe kalu rabbüna rabbüs semavati
Vel erdı len ned’uve min dunihı
İlahel le kad kulna izen şetata
15. haülai kavmünettehazu min
Dunihı aliheh lev la ye’tune
Aleyhim bi sültanim beyyin fe men
Azlemü mimmeniftera alellahi keziba
16. ve izı’tezeltümuhüm ve ma
Ya’büdune illallahe fe’vu ilel
Kehfi yenşur leküm rabbüküm mir
Rahmetihı ve yüheyyi’ leküm min
Emriküm mirfeka
17. ve teraş şemse iza taleat
Tezaveru an kehfihim zatel yemıni
Ve iza ğarabet takriduhüm zateş
Şimali ve hüm fı fecvetim minh
Zalike min ayatillah mey yehdillahü
Fe hüvel mühted ve mey yudlil fe
Len tecide lehu veliyyem mürşida
18. ve tahsebühüm eykazav ve hüm
Rukudüv ve nükallibühüm zatel
Yemıni ve zateş şimali ve
Kelbühüm basitun ziraayhi bil
Vesıyd levit tala’te aleyhim le
Velleyte minhüm firarav ve le
Müli”e minhüm ru”a
19. ve kezalike beasnahüm li
Yetesaelu beynehüm kale kailüm
Minhüm kem lebistüm kalu lebisna
Yevmen ev ba’da yevm kalu rabbüküm
A’lemü bi ma lebistüm feb’asu
Ehadeküm bi verikılüm hazihı
İlel medıneti fel yenzur eyyüha
Ezka taamen fel ye’tiküm bi rizkım
Minhü vel yetelattaf ve la
Yüş’ıranne biküm ehada
20. innehüm iy yazheru aleyküm
Yercümuküm ev yüıyduküm fı
Milletihim ve len tüflihu izen
Ebeda
21. ve kezalike a’serna aleyhim li
Ya’lemu enne va’dellahi hakkuv ve
Ennes saate la raybe fıha iz
Yetenazeune beynehüm emrahüm fe
Kalübnu aleyhim bünyana rabbühüm
A’lemü bihim kalellezıne ğalebu
Ala emrihim le nettehızenne aleyhim
Mescida
22. se yekulune selasetür rabiuhüm
Kelbühüm ve yekulune hamsetün
Sadisühüm kelbühüm racmem bil
Ğayb ve yekulune seb’atüv ve
Saminühüm kelbühüm kur rabbı
A’lemü bi ıddetihim ma
Ya’lemühüm illa kalılün fe la
Tümari fıhim illa miraen zahirav
Ve la testefti fıhim minhüm ehada
23. ve la tekulenne li şey’in
İnnı faılün zalike ğada
24. illa ey yeşaellahü vezkür
Rabbeke iza nesıte ve kul asa ey
Yehdiyeni rabbı li akrabe min haza
Raşeda
25. ve lebisu fı kehfihim selase
Mietin sinıne vazdadu tis’a
26. kulillahü a’lemü bima lebisu
Lehu ğaybüs semavati vel ard
Ebsır bihı ve esmı’ ma lehüm min
Dunihı miv veliyyiv ve la
Yüşrikü fı hukmihı ehada
27. vetlü ma uhıye ileyke min
Kitabi rabbik la mübeddile li
Kelimatihı ve len tecide min
Dunihı mültehada
28. vasbir nefseke meallezıne
Yed’une rabbehüm bil ğadati vel
Aşiyyi yürıdune vechehu ve la
Ta’dü aynake anhüm türıdü
Zınetel hayatid dünya ve la
Tütı’ men ağfelna kalbehu an
Zikrina vettebea hevahü ve kane
Emruhu füruta
29. ve kulil hakku mir rabbiküm fe
Men şae fel yü’miv ve men şae fel
Yekfür inna a’tedna liz zalimıne
Naran ehata bihim süradikuha ve iy
Yesteğıysu yüğasu bi mani kel
Mühli yeşvil vücuh bi’seş şerab
Ve saet mürtefeka
30. innellezıne amenu ve amilus
Salihati inna la nüdıy’u ecra men
Ahsene amela
31. ülaike lehüm cennatü adnin
Tecrı min tahtihimül enharu
Yühallevne fıha min esavira min
Zehebiiv ve yelbesune siyaben hudram
Min sündüsiv ve istebrakım
Müttekiıne fıha alel eraik
Nı’mes sevab ve hasünet mürtefeka
32. vadrib lehüm meseler racüleyni
Min a’nabiv ve hafefnahüma bi
Nahliv ve cealna beynehüma zer’a
33. kiltel cenneteyni atet üküleha
Ve lem tazlim minhü şey’ev ve
Feccerna hılalehüma nehara
34. ve kane lehu semer fe kale li
Sahıbihı ve hüve yühaviruhu ene
Ekseru minke malev ve eazzü nefera
35. ve dehale cennetehu ve hüve
Zalimül li nefsih kale ma ezunnü
En tebıde hazihı ebeda
36. ve ma ezunnüs saate kaimetev ve
Leir rudidtü ila rabbı le ecidenne
Hayram minha münkaleba
37. kale lehu sahıbühu ve hüve
Yühavirruhu e keferte billezı
Halekake min türabin sümme min
Nutfetin sümme sevvake racüla
38. lakinne hüvellahü rabbı ve la
Üşrikü bi rabbı ehada
39. ve lev la iz dehalte cenneteke
Kulte ma şaellahü la kuvvete illa
Billah in terani ene ekalle minke
Malev ve veleda
40. fe asa rabbı ey yü’tiyeni
Hayram min cennetike ve yursile
Aleyha husbanem mines semai fe
Tusbiha saıyden zeleka
41. ev yusbiha maüha ğavran fe
Len testetıy’a lehu taleba
42. ve ühıyta bi semerihı fe
Asbeha yükallibü keffeyhi ala ma
Enfeka fıha ve hiye haviyetün ala
Uruşiha ve yekulü ya leytenı lem
Üşrik bi rabbı ehada
43. ve lem tekül lehu fietüy yensurunehu
Min dunillahi ve ma kane müntesıra
44. hünalikel velayetü lillahil hakk
Hüve hayrun sevabev ve hayrun ıkba
45. vadrib lehüm meselel hayatid
Dünya ke main enzelnahü mines
Semai fahteleta bihı nebatül erdı
Fe asbeha heşımen tezruhür riyah
Ve kanellahü ala külli şey’im
Muktedira
46. elmalü vel benune zınetül
Hayatid dünya vel bakıyatüs
Salihatü hayrun ınde rabbike
Sevabev ve hayrun emela
47. ve yevme nüseyyirul cibale ve
Teral erda barizetev ve hasernahüm
Fe lem nüğadir minhüm ehada
48. ve uridu ala rabbike saffa le
Kad ci’tümuna kema halaknaküm
Evvele merratim bel zeamtüm ellen
Nec’ale leküm mev’ıda
49. ve vüdıal kitabü fe teral
Mücrimıne müşfikıyne mimma
Fıhi ve yekulune ya veyletena mali
Hazel kitabi la yüğadiru
Sağıyratev ve la kebıraten illa
Ahsaha ve vecedu ma amilu hadıra ve
La yazlimü rabbüke ehada
50. ve iz kulna lil melaiketiscüdu
Li ademe fe secedu illa iblıs kane
Minel cinni fe feseka an emri rabbih
E fe tettehızunehu ve züriyyetehu
Evliyae min dunı ve hüm leküm
Adüvv bi’se liz zalimıne bedela
51. ma eşhedtühüm halkas semavati
Vel erdı ve la halka enfüsihim ve
Ma küntü müttehızel müdıllıne
Aduda
52. ve yevme yekulü nadu
Şürakaiyellezıne zeamtüm fe
Deavhüm fe lem yestecıbu lehüm ve
Cealna beynehüm mevbika
53. verael mücrimunen nara fe zannu
Ennehüm müvakıuha ve lem yecidu
Anha masrifa
54. ve le kad sarrafna fı hazel
Kur’ani lin nasi min külli mesel ve
Kanel insanü eksera şey’in cedela
55. ve ma menean nase ey yü’minu iz
Caehümül hüda ve yestağfiru
Rabbehüm illa en te’tiyehüm
Sünnetül evvelıne ev
Ye’tiyehümül azabü kubüla
56. ve ma nürsilül mürselıne
İlla mübeşşirıne ve münzirın
Ve yücadilüllezıne keferu bil
Batıli li yüdhıdu bihil hakka
Vettehazu ayatı ve ma ünziru
Hüzüva
57. ve men azlemü mimmen zükkira
Bi ayati rabbihı fe a’rada anha ve
Nesiye ma kaddemet yedah inna cealna
Ala kulubihim ekinneten ey
Yefkahuhü ve fı azanihim vakra ve
İn ted’uhüm ilel hüda fe ley
Yehtedu izen ebeda
58. ve rabbükel ğafuru zür rahmeh
Lev yüahızühüm bi ma kesebu le
Accele lehümül azab bel lehüm
Mev’ıdül ley yecidu min dunihı
Mev’ila
59. ve tilkel kura ehleknahüm lemma zalemu
Ve cealna li mehlikihim mev’ıda
60. ve iz kale musa li fetahü la
Ebrahu hatta eblüğa mecmeal
Bahrayni ev emdıye hukuba
61. felemma beleğa mecmea beynihima
Nesiya hutehüma fettehaze zebılehu
Fil bahri seraba
62. felemma caveza kaleli fetahü
Atina ğadaena le kad lekıyna min
Seferina haza nesaba
63. kale eraeyte iz eveyna iles
Sahrati fe innı nesıtül hute ve
Ma ensanıhü illeş şeytanü en
Ezkürah vettehaze sebılehu fil
Bahri aceba
64. kale zalike ma künna nebğı
Fertedda ala asarihima kasasa
65. fe veceda abdem min ıbadina
Ateynahü rahmetem min ındina ve
Allemnahü mil ledünna ılma
66. kale lehu musa hel ettebiuke ala en
Tüallimeni mimma ullimte ruşda
67. kale inneke len
Testetıy’a meıye sabra
68. ve keyfe tasbiru ala ma
Lem tühıt bihı hubra
69. kale setecidünı in şaellahü
Sabirav ve la a’sıy leke emra
70. kale fe initteba’tenı fe la
Tes’elnı an şey’in hatta uhdise
Leke minhü zikra
71. fentaleka hatta iza rakiba fis
Sefıneti harakaha kale eharakteha
Li tüğrika ehleha le kad ci’te
Şey’en imra
72. kale e lem e kul inneke len
Testetıy’a meıye sabra
73. kale la tüahıznı bima nesıtü ve
La türhıknı min emrı usra
74. fentaleka hatta iza lekıya
Ğulamen fe katellehu kale e katelte
Nefsen zekiyyetem bi ğayri nefs le
Kad ci’te şey’en nükra
75. kale elem e kul leke inneke len
Testetıy’a meıye sabra
76. kale in seeltüke an şey’im
Ba’deha fe la tüsahıbnı kad
Belağte mil ledünnı uzra
77. fentaleka hatta iza eteya ehle
Karyetinistet’ama ehleha fe ebev ey
Yüdayyifuhüma fe veceda fıha
Cidaray yürıdü ey yenkadda fe
Ekameh kale lev şi’te lettehazte
Aleyhi ecra
78. kale haza firaku beynı ve
Beynik se ünebbiüke bi te’vıli ma
Lem testetı’ aleyhi sabra
79. emmes sefınetü fe kanet li
Mesakıne ya’melune fil bahri fe
Eradtü en eıybeha ve kane
Veraehüm meliküy ye’huzü külle
Sefınetin ğasba
80. ve emmel ğulamü fekane
Ebevahü mü’mineyni fe haşına ey
Yürhikahüma tuğyanev ve küfra
81. fe eradna ey yübdilehüma rabbühüma
Hayram minhü zekatev ve akrabe ruhma
82. ve emmel cidaru fe kane li
Ğulameyni yetımeyni fil medineti
Ve kane tahtehu kenzül lehüma ve
Kane ebuhüma saliha fe erade
Rabbüke ey yeblüğa eşüddehüma
Ve yestahrica kenzehüma rahmetem
Mir rabbik ve ma fealtühu an emrı
Zalike te’vılü ma lem testı’
Aleyhi sabra
83. ve yes’eluneke an zil karneyn kul
Seetlu aleyküm minhü zikra
84. inna mekkenna lehu fil erdı ve
Ateynahü min külli şey’in sebeba
85. fe etbea sebeba
86. hatta iza belağa mağribeş
Şemsi vecedeha tağrubü fı aynin
Hamietiv ve vecede ındeha kavma
Kulna yazel karneyni imma en
Tüazzibe ve imma en tettehıze
Fıhim husna
87. kale emma men zaleme fe sevfe
Nüazzibühu sümme yüraddü ila
Rabbihı fe yüazzibühu azaben
Nükra
88. ve emma men amene ve amile
Salihan fe lehu cezaenil husna ve
Senekulü lehu min emrina yüsra
89. sümme etbea sebeba
90. hatta iza belağa matliaş
Şemsi vecedeha tatlüu ala kavmil
Lem nec’al lehüm min duniha sitra
91. kezalik ve kad ehatna
Bima ledeyhi hubra
92. sümme etbea sebeba
93. hatta iza belağa beynes
Seddeyni vecede min dunihima kavmel
La yekadune yefkahune kavla
94. kalu ya zel karneyni inne
Ye’cuce ve me’cuce müfsidune fil
Erdı fe hel nec’alü leke harcen
Ala en tec’ale beynena ve beynehüm
Sedda
95. kale ma mekkennı fıhi rabbı
Hayrun fe eıynunı bi kuvvetin
Ec’al beyneküm ve beynehüm redma
96. atuni züberal hadıd hatta iza
Sava beynes sadafeyni kalenfühu
Hatta iza cealehu naran kale atunı
Üfriğ aleyhi kıdra
97. femestau ey yazheruhü ve
Mestetau lehu nakba
98. kale haza rahmetüm mir rabbı
Fe iza cae va’dü rabbı cealehu
Dekka’ ve kane va’dü rabbı hakka
99. ve terakna ba’dahüm yevmeiziy
Yemucü fı ba’dıv ve nüfiha fis
Suri fe cema’nahüm cem’a
100. ve aradna cehenneme
Yevmeizil lil kafirıne arda
101. ellezıne kanet a’yünühüm
Fı ğıtain an zikrı ve kanu la
Yestetıy’une sem’a
102. e fe hasibellezıne keferu ey
Yettehızu ıbadı min dunı evliya’
İnna a’tedna cehenneme lil
Kafirınenüzüla
103. kul hel nünebbiüküm
Bil ahserıne a’mala
104. ellezıne dalle sa’yühüm fil
Hayatid dünya ve hüm yahsebune
Ennehüm yuhsinune sun’a
105. ülaikellezıne keferu bi ayati
Rabbihim ve likaihı fe habitat
A’malühüm fe la nükıymü lehüm
Yevmel kıyameti vezna
106. zalike cezaühüm cehennemü
Bima keferu vettehazu ayatı ve
Rusülı hüzüve
107. innellezıne amenu ve amilus
Salihati kanet lehüm cennatül
Firdevsi nüzüla
108. halidıne fıha la
Yebğune anha hıvela
109. kul lev kanel bahru midadel li
Kelimati rabbi le nefidel bahru
Kable en tenfede kelimatü rabbi ve
Lev ci’na bi mislihı mededa
110. kul innema ene beşerum
Mislüküm yuha ileyye ennema
İlahüküm ilahüv vahıd fe men
Kane yercu likae rabbihı felya’mel
Amelen salihav ve la yüşrik bi
Ibadeti rabbihı ehada
Meali
18 – kehf sûresi
Mekkede nâzil olmuş olup 110
Âyettir. sûre ihtiva ettiği
Konulardan biri olan ashab-ı kehf
Kıssası vesilesi ile kehf
(mağara) sûresi diye
Adlandırılmıştır. bu sûre
Ashab-ı kehf, hz. mûsâ (a.s.) ile
Hz. hızır (a.s.), hz. zülkarneyn
(a.s.) kıssalarını nisbeten
Tafsilatlı olarak anlatır. ayrıca
Hz. âdem ile iblis kıssası,
Bazı meseller yer alır. sûre esas
İtibariyle imanı temellendirerek,
İman edenleri gayret ve himmete
Getirip, kendilerini bekleyen zafer
Ve mükâfatı haber vermekte,
Kâfirleri ise kendilerini bekleyen
Feci akıbeti bildirmek suretiyle
Tehdit etmektedir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – hamd o allah’a mahsustur ki
Kuluna kitabı indirdi ve onun
İçine tutarsız hiçbir şey
Koymadı.
2-4 – dosdoğru bir kitap olarak
Gönderdi. ta ki kendi nezdinde
İnkârcılar için hazırladığı
Şiddetli azabı bildirerek onları
Uyarsın.
Makbul ve güzel işler yapan
Müminleri de ebediyyen içinde
Kalacakları güzel bir mükâfatla
Müjdelesin ve ta ki ‘allah evlat
Edindi” diyenleri uyarsın.
5 – bu hususta, ne kendilerinin ne de
Babalarının hiçbir bilgileri yoktur.
Ağızlarından çıkan o söz
Ne dehşetli bir söz
Ama onların iddia ettikleri,
Sırf yalandan ibaret
6 – şimdi, bu söze inanmazlarsa,
Demek sen onların ardına düşüp
Nerdeyse kendi kendini yiyip
Tüketeceksin [26,3; 35,8; 16,127]
Bu âyet hz. peygamberin (sallallahu
Aleyhi vesellem) tebliğ görevine
Ve insanların hidâyete gelerek
Ebedî helâkten kurtulmaları
Dâvasına ne kadar gönülden
Bağlandığını ifade eder. demek
Ki bu gibi ifadeleri, hz. peygamberi
Tenkide yormamalıdır.
7 – biz, dünyada bulunan her
Şeyi ona bir zinet kıldık.
Böylece insanlardan kimin daha iyi
İş gerçekleştireceğini ortaya
Koymak istedik.
8 – ve elbette biz onun üstünde
Ne varsa hepsini, kupkuru yapıp
Dümdüz edeceğiz.
9 – ne o, yoksa sen, bizim
Âyetlerimiz içinde yalnız
Ashab-ı kehf ve rakîm’in mi ibrete
Şayan olduklarını sandın? iş
Öyle değil
Kur’ân ve hadiste kesin bilgi varid
Olmayınca, müfessirler birtakım
Rivâyetler nakletmişlerdir.
Hıristiyan geleneğinde m.s. 250
Yıllarında efes şehrinde,
Dinlerini kurtarmak için, mağaraya
Giren gençler kıssası vardır.
Kehf sûresinde, onların
Durumlarının nakledilmeleri söz
Konusudur. rakîm: kitabe, yazıt
Mânasına olup taş, maden veya
Diğer şeylerden olabilir.
10 – vakta ki o genç yiğitler
Mağaraya çekildiler.
Şöyle niyaz ettiler: ‘ulu
Rabbimiz katından bir rahmet ver
Ve şu dâvamızda doğruluk ve
Muvaffakiyet ihsan eyle bize ”
11 – bunun üzerine mağarada
Onları uykuya daldırdık. nice
Yıllar öylece kaldılar.
12 – sonra da o iki takımdan
(ashab-ı kehf ile hasımlarından)
Hangisinin mağarada kaldıkları
Süreyi daha iyi hesapladıklarını
Ortaya koyalım diye onları
Uyandırdık.
13 – başlarından geçen olayı biz
Sana doğru olarak anlatıyoruz.
Gerçekten onlar rab’lerine tam
İman etmiş gençlerdi.
Biz de onların hidâyetlerini ve
Yakinlerini artırdık. [9,124; 48,4]
14 – kalplerine kuvvet ve metanet
Verdik de onlar ayağa kalkıp:
‘rabbimiz, dediler, göklerin
Ve yerin rabbidir.
Ondan başka hiçbir ilaha yönelmeyiz.
Şayet böyle birşey yapacak
Olursak, gerçekdışı, pek saçma
Bir söz söylemiş oluruz.”
15 – ‘şu bizim halkımız var ya,
İşte onlar tuttular o’ndan başka
Tanrılar edindiler.
Onların tanrı olduklarına dair açık
Delil getirmeleri gerekmez miydi?
Uydurduğu yalanı allah’a mal edenden
Daha zalim kim olabilir ki?”
16 – ‘madem ki onları ve onların
Allah’tan başka taptıkları
Putları terkettiniz,
Haydi öyleyse mağaraya çekilin ki
Rabbiniz rahmetini üzerinize yaysın,
İşinizde size kolaylık ve
Fayda ihsan etsin.”
17 – onlara baksaydın görürdün
Ki güneş doğunca mağaralarının
Sağından dolaşır,
Batarken de sol taraftan
Onları makaslardı.
Onlar da mağaranın genişçe
Dehlizinde bulunuyorlardı.
İşte onların böylece uyumaları
Allah’ın alâmetlerindendir.
Allah kime hidâyet verirse odur
Doğru yolda olan; kimi de
Hidâyetten mahrum eder
Şaşırtırsa, artık imkânı yok,
Ona yol gösterecek bir dost
Bulamazsın.
Mağaranın kapısının tam kuzeye
Baktığı anlaşılıyor. işte
Bundan ötürü mağaraya güneş
Işığı girmiyor ve yanından
Geçen biri içeride ne olduğunu
Göremiyordu.
18 – sen onları uyanık sanırdın,
Halbuki gerçekte onlar uykuda idiler.
(yanları ezilmesin diye) biz onları
Gâh sağa, gâh sola çevirirdik.
Köpekleri ise mağara girişinde ön
Ayaklarını yaymış vaziyette duruyordu.
Onları görseydin sen de ürker,
Derhal dönüp kaçardın, için
Korku ile dolardı.
Dağ başında, uzanmış vaziyette
İken sağa sola dönüp duran üç
Beş kişi… onları koruyan
Korkunç bir nöbetçi köpek…
Öylesine ürkütücü bir manzara
Oluşturuyordu ki oraya göz atan
Kişi onların efsanevi dehşetli
Caniler olduğunu sanır derhal
Uzaklaşmaya çalışırdı. bu da
Onların, yıllarca dış dünyadan
Güven içinde olmalarını
Sağladı.
19-20 – işte, onları nasıl
Uyuttuysak öylece de uyandırdık.
Derken aralarında
Konuşmaya başladılar.
Birisi: ‘ne kadar uykuda
Kaldınız?” diye sorunca
Bazıları:
‘bir gün, belki bir günden de
Az ” diye cevap verdiler.
Diğerleri de: ‘uykuda ne kadar
Kaldığınızı tam tamına ancak
Rabbiniz bilir” dediler.
‘siz onu bırakın da,
Açlığımızı gidermeye
Bakalım.
Şu akçeyi verip içinizden
Birini şehre gönderin de
Baksın hangi yiyecek daha hoş ve helâl ise
Ondan size azık tedarik etsin.”
‘bir de gayet nazik ve tedbirli
Davransın, varlığınızı ve
Bulunduğunuz yeri sakın hiç
Kimseye hissettirmesin.”
‘çünkü onlar sizi ellerine
Geçirirlerse ya taşa tutar, ya da
Kendi dinlerine döndürürler, bu
Takdirde de ebediyyen felah
Bulamazsınız.”
21 – fakat bizim takdirimiz başka
İdi. nasıl onları uyutup sonra
Uyandırdıksa, aynı şekilde
Öbür kullarımızı da ashab-ı
Kehfin durumundan haberdar ettik ki,
Allah’ın haşir vaadinin gerçeğin
Ta kendisi olup hakkında hiçbir
Şüphe olmayacağını onlar da
Anlasınlar.
Derken onları bulan halk, kendi
Aralarında onlar hakkında ne
Yapacaklarını tartışmaya
Giriştiler.
Bazıları: ‘onların anısına bir
Anıt dikin, biz gerçek
Durumlarını anlayamadık, onların
Rabbi hallerini pek iyi bilir”
Derken,
Görüşleri ağır basan müminler
İse: ‘mutlaka onların
Yanıbaşlarına bir mescid
Yapacağız” dediler.
Rivayete göre, şehre
Gönderdikleri arkadaşları üç
Asır önce müşrik decius devrinin
Parası, o zamanın kıyafeti ve
Konuşma tarzı ile dikkat çekti.
Onu görenler, hazine bulduğu
Zannı ile kendisini yöneticilere
Götürdüler. ifadesini alınca,
Halkın çoğu da onların dinini
Benimsediğinden kitle halinde
Mağaraya vardılar. ashab-ı kehf
Din kardeşlerini selamlayıp
Ruhlarını o sırada teslim
Ettiler. böylece haşrin ispatına
Canlı bir delil teşkil ettiler.
Müfessirlerin çoğunluğu oraya
Mescit yapma fikrinin müminlere ait
Olduğunu söylerken, mevdudî tam
Tersine, bu fikrin şirk
Uygulamasını devam ettirmek
İsteyen müşriklere ait olduğunu
İleri sürer. fakat mescid, bu
Önemli hadiseyi ebedileştirme
Vesilesi olup şirke yer vermemesi
İtibariyle, ekseriyetin haklı
Olduğunu düşünebiliriz.
22 – insanların kimi: ‘onlar,
Üç kişi idi, dördüncüleri de
Köpekleri idi” diyecekler.
Bazıları da: ‘beş kişi, idiler,
Altıncıları da köpekleri idi”
Diyecekler.
Bunlar, gayb hakkında tahmin
Yürütmekten ibarettir.
Kimileri de: ‘onlar yedi kişi olup
Sekizincileri de köpekleri idi” derler.
De ki: ‘onların sayısını
Tamtamına rabbim bilir” onlar
Hakkında bilgisi olan çok az kişi
Vardır.
Öyleyse onlar hakkında, sathî
Tartışma dışında kimse ile
Münakaşa etme ve bu konuda ileri
Geri konuşanlardan da hiç bir
Bilgi isteme.
Kur’ân, onların sayıları, hangi
Şehirde oldukları gibi konuları
Teferruat sayıp asıl
Çıkarılması gereken derslere
Dikkat çeker. şöyle ki:
1. mümin, haktan dönmemeli 2.
Maddî imkânlardan çok, allah’a
Dayanmalı. 3. allah’ın ölüleri
Diriltmeye kadir olduğuna
Kesinlikle inanmalı.
23-24 – hiçbir konuda: allah’ın
Dilemesine bağlamaksızın, ‘ben
Yarın mutlaka şöyle şöyle
Yapacağım” deme
Bunu unuttuğun takdirde allah’ı
Zikret ve: ‘umarım ki rabbim,
Doğru olma yönünden beni daha
İsabetli davranışa muvaffak
Kılar” de. [18,63]
25 – mağaralarında üç yüz
Yıl kaldılar. bazıları buna
Dokuz yıl daha ilave ettiler.
26 – sen şöyle söyle: ‘ne kadar
Kaldıklarını asıl allah bilir.
Zira göklerin ve yerin gaybını
Bilmek o’na mahsustur.
O öyle güzel görür, öyle
Güzel işitir ki
Oysa onların o’ndan başka
Hâmileri yoktur.
O, kendi hükmüne kimseyi
Ortak yapmaz.” de.
27 – sana vahyedilen rabbinin
Kitabını oku. o’nun sözlerini
Değiştirecek güç yoktur ve ondan
Başka sığınak bulman da mümkün
Değildir. [5,67; 33,39]
28 – rablerine, sırf o’nun
Rızasını ve cemaline kavuşmayı
Umdukları için,
Sabah akşam yalvaranlarla beraber,
Sıkıntılara karşı candan sabret.
Dünya hayatının süslerini
Arzulayarak sakın gözlerini
Onlardan başkasına çevirme.
Kalbini bizi zikretmekten gafil
Bıraktığımız, heva ve hevesine uyan
Ve işi hep aşırılık olan
Kimselere itaat etme. [6,52; 20,131]
Kureyş eşrafının hz. peygamber
(a.s.) a: ‘biz sana geleceğimiz
Vakit fakirleri yanından çıkar”
Demeleri vesilesi ile nazil
Olmuştur.
29 – de ki: ‘işte rabbiniz
Tarafından gerçek geldi.
Artık dileyen iman etsin,
Dileyen inkâr etsin.”
Şu da bir gerçektir ki
Biz o zalimlere,
Duvarları kendilerini çepeçevre
Kuşatmış olan müthiş bir ateş
Hazırladık.
Eğer susuzluktan feryad edecek
Olurlarsa kendilerine erimiş maden
Gibi yüzleri haşlayan bir su
Verilir.
O ne fena bir içecektir ve cehennem ne
Fena bir barınaktır [47,15; 55,44]
30 – iman edip güzel ve yararlı
İşler yapanlara gelince,
Şu bir gerçek ki biz güzel iş
Yapanların işlerini asla zayi etmeyiz.
31 – işte onlara, içlerinden
Irmaklar akan adn cennetleri vardır.
Orada tahtlar üzerine kurularak
Kendilerine altın bilezikler
Takılacak, ince ve kalın ipekten
Yeşil elbiseler giyecekler.
Tahtlara kurulacaklar.
Ne güzel mükâfattır bunlar ve ne
Güzel bir meskendir o cennet
[35,33; 25,75-76]
32 – onlara şu iki kişinin
Halini misal getir:
Onlardan birine iki üzüm bağı
Lûtfettik, bağların etrafını
Hurma ağaçları ile donattık ve
Bahçelerin arasında da ekin
Bitirdik.
33 – her iki bağ da meyvesini verdi,
Hiç bir şeyi eksik bırakmadı.
O iki bağın arasında da
Bir ırmak akıttık.
34 – o şahsın başka serveti de
Vardı. arkadaşıyla konuşurken ona:
‘benim, dedi, malım ve servetim
Senden çok olduğu gibi, maiyyet,
Çoluk çocuk bakımından da senden
Daha ilerideyim.”
35-36 – bu adam gururu yüzünden
Kendi öz canına zulmeder vaziyette
Bağına girdi ve:
‘zannetmem ki bu bağ bozulup yok
Olsun; kıyametin kopacağını da
Sanmıyorum.
Bununla beraber şayet rabbimin
Huzuruna götürülecek olursam
O zaman elbette bundan daha iyi bir
Âkıbet bulurum.” dedi. [41,50; 46,11]
37-38 – konuşma esnasında
Arkadaşı bu şahsa:
‘ne o” dedi, ‘yoksa sen, senin
Aslını topraktan, sonra da bir
Damla meniden yaratan, bilahere de
Seni böyle tam mükemmel bir insan
Şekline getiren rabbini mi inkâr
Ediyorsun?
Fakat sen inkâr etsen de şunu bil
Ki benim rabbim allah’tır. rabbime
Hiç bir şeyi ortak saymam.”
39 – ‘benim servetimin ve çoluk
Çocuğumun sayısının seninkinden
Daha az olduğunu düşündüğüne
Göre, bağına girdiğinde:
‘maşaallah allah ne güzel
Dilemiş ve yapmış
Ondan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi
Yoktur.” demeli değil miydin?
40-41 – olur ki rabbim senin
Bahçenden daha iyisini bana verir
Ve senin o bahçene gökten bir afet
İndirir de
Bağın kupkuru toprak kesilir;
Yahut bağının suyu çekilir de
Ondan artık büsbütün ümidini
Kesersin.” [67,30]
42 – çok geçmeden, bütün
Serveti kül oldu…
Sahibi bu halini görünce, bağın
Çökmüş çardakları karşısında,
Yaptığı masraflarına,
Harcadığı emeklere acıyıp
Avuçlarını oğuştura kaldı
‘ah ” diyordu, ‘n’olaydım,
Rabbime ibadette hiçbir şeyi ortak
Yapmamış olaydım ”
43 – hasılı o, allah’tan başka
Kendisine sahip çıkacak bir
Topluluk da bulamadı, kendi kendini
De kurtaramadı.
44 – öyle bir yerde himaye ve
Yardım, sadece hak ve hakikatin ta
Kendisi alan allah’a mahsustur.
En iyi mükâfatı da, en güzel âkıbeti
De veren o’dur. [40,84; 10,90-91]
45 – dünya hayatı hakkında
Onlara şu misali ver: dünya
Hayatının durumu şuna benzer:
Gökten yağmur indiririz, onun
Sayesinde yeryüzünde bitkiler
Yeşerip gürleşir, çok geçmeden
Kurur, rüzgarın savurduğu
Çerçöp haline gelir. allah her
Şeye hakkıyla kadirdir. [39,21;
10,24]
46 – mal mülk, çoluk çocuk…
Bütün bunlar dünya
Hayatının süsleridir.
Ama baki kalacak yararlı işler
İse rabbinin katında,
Hem mükâfat yönünden, hem de
Ümit bağlamak bakımından daha
Hayırlıdır. [3,14; 64,15]
47 – gün gelir, dağları
Yürütürüz, yerin dümdüz hale
Geldiğini görürsün.
İşte bütün insanları
Mahşer meydanına topladık,
Eksik bıraktığımız bir tek kişi bile
Kalmadı. [20,105-107; 27,88; 101,5]
48 – hepsi sıra sıra rabbinin
Huzuruna arzolundular.
Ve şöyle nida edildi onlara:
‘ilkin sizi nasıl yarattıksa,
Aynen o şekilde bize döndünüz.
Siz ise, size böyle bir buluşma
Belirlemediğimizi iddia ederdiniz
Değil mi?” [78,38; 89,22]
49 – işte herkesin hesap
Defteri önüne konuldu.
Mücrimlerin defterdeki kayıtlardan
Korktuklarını ve şöyle
Dediklerini görürsün:
‘eyvah bize bu deftere de ne oluyor?
Ne küçük komuş, ne büyük,
Yazılmadık şey bırakmamış ”
Böylece yaptıkları her şeyi
Yanlarında buldular.
Şu kesin ki rabbin kimseye
Zulmetmez. [3,30; 75,13; 4,40; 21,47]
50 – hani bir zaman biz meleklere:
‘âdem’in önünde (allah’a) secde
Edin ” deyince, onlar da derhal
Secdeye kapanmışlardı.
Ne var ki iblis eğilmemişti. o
Cinlerden idi. rabbinin emrinin
Dışına çıktı.
Ey âdem’in evlatları
Onlar size düşman oldukları
Halde, siz kalkıp benden ayrı
Olarak onu ve onun evlatlarını mı
Dost ediniyorsunuz?
Zalimler için ne fena bir bedel ne
Zararlı bir takas [15,28-39; 2,34; 7,12]
İblis meleklerle beraber
Bulunduğundan istisna ediliyor.
Melekler yaratılış icabı allah’a
İsyan edemezler, iblis’te ise irade
Bulunduğundan tercihte bulunup
İtaat dışına çıktı.
51 – ben onları göklerin ve
Yerin yaratılışına tanık
Etmediğim gibi, bizzat kendi
Yaratılışlarına da şahit
Kılmadım.
Ben sapık ve saptıran kimseleri
Hiçbir zaman yanıma
Yaklaştırmam, yardımcı edinmem.
[34,22-23]
52 – o gün allah müşriklere der ki:
‘haydi bakalım, ortaklarım
Olduklarını iddia ettiğiniz
Putları çağırın, gelsinler ”
İşte çağırdılar ama, onlar
Kendilerine cevap vermediler.
Biz aralarına bir uçurum koyduk.
[46,5-6; 6,94] [36,59; 30,14]
53 – suçlular ateşi gördüler, orayı
Boylayacaklarını iyice anladılar.
Etrafı yokladılar, fakat ondan
Kaçacak bir yer bulamadılar.
54 – biz bu kur’ân’da, insanlar
İçin her türlü misal ve
Öğüdü, farklı üsluplarla
Tekrar tekrar ifade ettik.
Fakat birçoğu bunları anlamadı.
Zira bütün varlıklar içinde
Tartışmaya en düşkün olan
İnsandır.
55 – o insanları, kendilerine
Peygamber geldiği halde, inanmaktan
Ve rab’lerinden mağfiret dilemekten
Alıkoyan şey, sırf allah’ın
Düsturu uyarınca, evvelki
Ümmetlerin başına gelen azabın
Kendilerinin de başlarına
Gelmesini yahut âhiret azabının
Gözlerinin önüne konulmasını
Beklemeleridir. [29,29; 8,32]
Kur’ân insanın kalbini ve aklını
Uyandırmak için her türlü
Vasıtayı, çeşitli misalleri,
Farklı anlatım tarzlarını
Kullanmış, ikna etmek için
Denemediği yol kalmamıştır.
Bunlardan anlamayan, artık azabın
Tepesine inmesini beklemelidir.
56 – halbuki biz resulleri azap
Getirmeleri için değil, sadece
İman edenleri allah’ın rahmetiyle
Müjdelemeleri, inkâr edenleri ise
Bekleyen tehlikeleri haber verip
Uyarmaları için göndeririz.
Kâfirler ise hakkı batılla
Kaydırmak için mücadele verirler.
Onlar bütün âyetlerimizi, bütün
Uyarmalarımızı hep alay konusu yaparlar.
57 – rabbinin âyetleriyle öğüt
Verildiği halde onlara sırtını
Dönen ve elleriyle işleyip
İrtikâb ettiği suçlarını unutan
Kimseden daha zalim kim olabilir?
Biz onların kalplerine bunu
Anlamalarına engel olacak perdeler,
Kulaklarına da ağırlıklar
Koyduk.
Sen onları hidâyete çağırsan
Da, artık onlar ebediyyen hidâyete
Gelemezler.
58 – senin mağfireti bol
Rabbin, merhametlidir.
Eğer işledikleri suçları
Sebebiyle onları cezalandıracak
Olsaydı, azabı onlara hemen
Gönderirdi.
Fakat onlar için belirlenmiş bir süre
Vardır ki o vaade geldiğinde
Allah’ın cezasından kaçıp sığınacak
Hiçbir yer bulamazlar. [35,45; 13,6]
59 – işte o şehirlerin
Harabeleri .. oraların ahalisi
Zulümlerinde ısrar edince onları
İmha ettik. onların helâkleri
İçin de, bir vaade tayin ettik.
O şehirler, mekkelilerin yolları
Üzerinde olan sebe, medyen, semud,
Sedum gibi yerlerdir.
60 – bir vakit mûsâ, genç
Yardımcısına: ‘durup
Dinlenmeyeceğim, demişti, ta ki
İki denizin birleştiği yere
Varacağım.
Varamazsam senelerce
Yürümeye devam edeceğim.”
Kur’ân’da adı bildirilmeyen bu
Genç yardımcının yûşa ibn nun
(josue) olduğu tefsirlerde rivayet
Edilir.
Mûsâ (a.s.)’ın hızır (a.s.) ile
Kıssası tevratta yer almaz. fakat
Buharî’de nakledilen bir hadîse
Göre hz. peygamber (a.s.) bu
Kıssadaki mûsanın
İsrailoğullarının meşhur
Peygamberi mûsâ (a.s.) olduğunu
Bildirmiştir. bundan ötürü,
Onun, bazı oryantalistlerin iddia
Ettikleri gibi başka biri (mesela
Gılgamış) olduğunu düşünmeye
Sebep yoktur.
Bu âyette geçen iki deniz
Hakkında, tefsirlerde dünyanın
Üç kıtasına dağılmış birçok
Yerler tahmin edildiği gibi,
İşarî tefsir kabilinden bazı
Tevcihler de teklif edilmiştir.
Fakat bu gizemli kıssadan alınacak
Hisse, bunları bilmeye bağlı
Değildir.
61 – onlar iki denizin
Birleştiği yere vardıklarında
Balıklarını unutmuş bulundular.
Balık sıyrılıp denizde bir
Yol tutmuştu bile.
62 – buluşma yerini farkına
Varmaksızın geçip gidince mûsâ
Yardımcısına:
‘getir artık kahvaltımızı” dedi,
‘gerçekten bu seyahatimizde
Epey yorgun düştük.”
63 – ‘gördün mü?” dedi, ‘o
Kayanın yanında mola
Verdiğimizde, ben balığı
Unutmuşum
Muhakkak ki onu sana söylememi unutturan
Da şeytandan başkası değildir.
Doğrusu balık, çok acayip bir
Şekilde canlanıp sıyrıldı ve
Denizde yolunu tutup gittiydi.”
64 – ‘işte gözleyip
Durduğumuz da bu idi ya ” dedi.
Derhal izlerini takip ederek gerisin geri
Dönüp kayanın yanına vardılar.
65 – orada bizim seçkin kullarımızdan
Öyle bir has kulumuzu buldular ki
Biz ona tarafımızdan lütf-u
İhsanda bulunmuş, nezdimizden
Rabbanî bir ilim öğretmiştik.
Mûsâ (a.s.)’ın karşılaştığı
Zatın isminin hızır (hadır)
Olduğu hadis-i şerifte
Bildirilmiştir. bu zat bazı
Âlimlere göre peygamber,
Bazılarına göre büyük bir
Velî, salih bir zattır.
Onun, beşere gönderilen, ilahî
Şeriatlerde bildirilen hükümlere
Tâbi olmadığı gerçeğinden
Hareket eden ender bir görüşe
Göre hızır, melek veya başka bir
Ruhanî olmalıdır. gerçekten, bu
Kıssa başından sonuna kadar o
Zatın bir başka boyuttan
Olduğunun karineleriyle doludur.
66 – ‘üstadım” dedi mûsâ,
‘sana öğretilen bu ilimden bana da
Bir şeyler öğretmen için sana
Tâbi olabilir miyim, beni
Talebeliğe kabul eder misin?”
67-68 – ‘doğrusu sen” dedi,
‘benimle beraberliğe sabredemezsin.
Bütün yönleriyle
Kavrayamadığın meseleler
Karşısında nasıl kendini
Tutabilirsin ki?”
69 – ‘inşaallah” dedi mûsâ,
‘beni sabırlı bulacaksın ve senin
Hiç bir emrine karşı
Koymayacağım.”
70 – ‘o halde” dedi, ‘bana tâbi
Olduğuna göre, hangi konuda olursa olsun,
Ben onun hakkında sana söz
Açmadıkça, asla bana soru
Sormayacaksın tamam mı?”
71 – bunun üzerine kalkıp
Gittiler. nihayet bir gemiye
Rastlayıp ona bindiler ve o zat
Gemiyi deldi.
Mûsâ duramayıp: ‘ne
Yaptın öyle?” dedi
‘içindeki yolcuları denizde
Boğmak için mi yaptın bunu?
Vallahi çok müthiş bir
İş yaptın ”
72 – hızır: ‘sen benimle beraberliğe
Katlanamazsın dememiş miydim?
İşte sen de gördün ” dedi.
73 – ‘ne olur” dedi mûsâ,
‘lütfen unutarak söylediğim bu
Sözden ötürü beni azarlama, bu
İşimden dolayı bana bir güçlük
Çıkarma ”
74 – yine yola koyuldular.
Nihayet bir oğlan çocuğuna
Rastladılar ve hızır onu öldürdü.
Mûsâ atılıp: ‘ne yaptın?” dedi,
‘masum ve günahsız bir canı,
Kısas hükmü ile bir can
Karşılığında olmaksızın mı
Öldürdün?
Doğrusu görülmemiş derecede
Fena bir iş yaptın ”
75 – ‘sen benimle arkadaşlık etmeye
Katlanamazsın dememiş miydim?” dedi.
76 – mûsâ: ‘eğer” dedi, ‘sana
Bir daha soracak olursam,
Bundan böyle benimle hiç
Arkadaşlık etme
Artık özür
Dileyemeyecek hale
Geldim.”
77 – tekrar yola devam ettiler.
Nihayet bir şehre varıp o şehir
Halkından yiyecek istediler,
Ama ahali bunları misafir
Etmemekte diretti.
Bu sırada hızır orada yıkılmaya
Yüz tutmuş bir duvar görür
Görmez onu düzeltiverdi.
Mûsâ: ‘isteseydin” dedi,
‘elbette buna karşı iyi bir ücret
Alabilirdin.”
78 – hızır: ‘işte” dedi,
‘seninle ayrılmamızın vakti
Gelmiş bulunuyor.
Şimdi sana hakkında sabırsızlık
Gösterdiğin o meselelerin
İçyüzlerini tek tek bildireceğim:
79 – evvela, o gemi, denizde
Çalışan birtakım fakirlere ait
İdi. ben onu kasden bir miktar
Zedeledim.
Zira öte yanında, sağlam olan
Bütün gemileri gasbeden zalim bir
Hükümdar vardı.
80 – oğlan çocuğuna gelince: onun
Ebeveyni mümin insanlar idi.
Bu çocuğun onları ileride azgınlığa ve
Küfre sürüklemesinden korktuk.
81 – onların rabbinin, kendilerine, onun
Yerine daha temiz, daha hayırlı,
Merhamette ondan daha hisli bir
Çocuk ihsan etmesini diledik.
82 – gelelim duvara: o duvar
Şehirdeki iki yetim çocuğa aitti.
Duvarın altında onlara ait bir
Define gömülü idi. babaları,
Salih, iyi bir insandı.
Rabbin onların reşit olacakları
Çağa gelip, definelerini o zaman
Çıkarmalarını irade buyurdu.
Bütün bunlar rabbinden birer
Lütuf ve rahmet olup, ben
Hiçbirini kendi görüşümle
Yapmış değilim.
İşte hakkında sabırsızlık
Gösterdiğin meselelerin içyüzü
Bunlardan ibarettir.” [47,13;
43,31]
83 – bir de sana zülkarneyn’i
Sorarlar. ‘size onun bir hadisesini
Anlatayım” de.
Zülkarneyn, anlamı ve kapsamı
Geniş olan bir kelimedir.
Zülcenaheyn vasfına benzer, ‘iki
Kanatlı” yani işin çeşitli
Yönlerine vâkıf, mükemmel
Demektir. karn: asır, boynuz, aynı
Zamanda yaşayan topluluk, güneş
Kursu, bir toplumun başı, efendisi
Vs. görünene ve görünmeyene
Sahip, dünyanın doğusuna da
Batısına da sahip, dolayısıyla
Cihangir mânaları da mümkündür.
Tefsirlerde daha çok cihan
Fatihlerinden makedonya kralı
Büyük iskender (m.ö. 324)
Üzerinde durulsa da, onun bazı
Vasıfları kur’ân’da bildirilen
Zülkarneyn’e uymamaktadır.
Daha önce yaşayan iran kralı
Büyük dariyus (m.ö. 521) olma
İhtimali de vardır; zira o da,
Zamanında meskûn dünyanın
Büyük kısmını ele geçirmiş,
İsrailoğullarını da babil
Esaretinden serbest bırakmış,
Dine bağlı olduğu bildirilen bir
Hükümdardı. zülkarneyn vasfı
Km, daniel, 8,3.20 ile de
İrtibatlandırılmaktadır.
Ashab-ı kehf, hızır ve
Zülkarneyn gibi gizemli konularla
Dolu olan bu kutlu sûrenin
Atmosferinde başka çok ihtimaller
De bulunabilir. doğruyu bütün
Yönleriyle bilmek, allah teâlaya
Mahsustur.
84-85 – biz ona dünyada geniş
İmkânlar verdik ve onun ihtiyaç
Duyduğu her konuda sebep ve
Vasıtalar ihsan ettik. o da batıya
Doğru bir yol tuttu.
86 – nihayet batıya
Ulaştığında, güneşi adeta kara
Bir balçıkta batar vaziyette
Buldu.
Orada yerli bir halk bulunuyordu.
Biz: ‘zülkarneyn ” dedik, ‘ister
Onlara azab edersin, ister güzel
Davranırsın.”
Müfessirler zülkarneyn’in
Dünyanın batı ucuna, mesela atlas
Okyanusuna vardığını
Düşünmüşlerdir.
87 – zülkarneyn şöyle dedi:
‘kim zulmederse, biz onu
Cezalandırırız, sonra da rabbinin
Huzuruna götürülür.
O da ona benzeri
Görülmedik bir ceza
Uygular.
88 – fakat iman edip makbul ve güzel
Davranışlar içinde olana,
En güzel karşılık verilir ve ona
Kolay olan buyruklarımızı
Emrederiz, kolaylık gösteririz.”
89 – zülkarneyn bu sefer
Yine bir yol tuttu.
90 – güneşin doğduğu
Yere varınca, onun,
Kendilerini sıcaktan koruyacak bir
Siper nasib etmediğimiz bir halk
Üzerine doğduğunu gördü.
Zülkarneyn doğu tarafında, arka
Arkaya ülkeler fethederek ilerleye
İlerleye nihayet medenî
Yaşayışın sona erdiği, ilkel
(çıplak, evsiz barksız) yaşayan
En uzak bir doğuya ulaştığı
Anlaşılıyor.
91 – işte zülkarneyn, böyle
Yüksek bir hükümranlığa sahip
İdi. onun yanında ne var, ne yoksa
Biz hepsine vakıf idik.
92 – sonra o başka bir yol tuttu.
93 – nihayet iki dağ arasına
Ulaştığında, onların önünde,
Hemen hemen hiç söz anlamayan bir
Millet buldu.
Âyette geçen iki dağın karadeniz
İle hazar denizi arasında uzanan
Dağ sıralarının bir bölümü
Olduğu, tefsirlerde kuvvetli
İhtimal görülmektedir.
Dağıstanın derbend şehrindeki
Sed, islâm dünyasında
Zülkarneyn seddi olarak
Bilinmiştir. bu dağların
Ötesinde ye’cüc ve me’cüc
Bölgesinin yer aldığı
Düşünülmüştür. fakat, bunlar
Birer tahminden öteye geçmez.
94 – ‘ey zülkarneyn ” dediler,
‘ye’cüc ve me’cüc bu ülkede
Bozgunculuk yapıyorlar.
Bizimle onlar arasında bir sed
Yapman için sana bir vergi vermeyi
Teklif ediyoruz, ne dersin?”
Ye’cüc ve me’cüc hakkında bkz. 21,96.
95 – o da şöyle cevap verdi:
‘rabbimin bana verdiği imkânlar,
Sizin vereceğinizden daha
Hayırlıdır.
Siz bana beden gücüyle yardımcı
Olun da sizinle onlar arasında
Sağlam bir sed yapayım.”
96 – ‘demir kütleleri getirin
Bana.” zülkarneyn iki dağın
Arasını demir kütleleriyle
Doldurtup dağlarla aynı seviyeye
Getirince:
‘körükleyin ” dedi. tam onu
Bir ateş haline getirince,
‘bana erimiş bakır getirin de
Üzerine dökeyim” dedi.
97 – artık o ye’cüc ve
Me’cüc’ün, ne seddi aşmaya, ne de
Onda delik açmaya güçleri
Yetmedi.
98 – zülkarneyn: ‘bu, rabbimden
Bir rahmettir, bir lütuftur, dedi.
Rabbimin tayin ettiği vakit
Gelince, bunu yerle bir eder.
Rabbimin vaadi mutlaka gerçekleşir.”
99 – o gün, yani kıyamet günü
Onlar deniz dalgaları gibi
Birbirine çarparak çalkalanırlar.
Sûr’a da üfürülür, insanların
Hepsini bir araya toplarız.
[56,49-50; 18,47]
100-101 – gözleri benim kitabım
Karşısında perdeli olup,
Kur’ân’ı dinlemeye tahammül
Edemeyen kâfirlere,
O gün cehennemi gösteririz, cehennemle
Karşı karşıya koyarız onları.
102 – o kâfirler, birtakım
Kullarımı, benden başka tanrı
Edinmelerinin geçerli olacağını
Mı zannettiler?
Doğrusu biz cehennemi kâfirler için konak
Olarak hazırlamış bulunuyoruz.
103-104 – de ki: ‘işleri
Yönünden âhirette en büyük
Kayba uğrayanların kimler
Olduklarını bildireyim mi?
Onlar o kimselerdir ki dünya
Hayatında yaptıkları işlerin
Karşılıkları hep boşa
Gidecektir.
Halbuki kendilerinin güzel güzel
İşler yaptıklarını sanırlar.”
105 – işte onlar rab’lerinin
Âyetlerini ve o’na kavuşmayı
İnkâr etmiş, bu yüzden de
Yaptıkları iyi işler boşa
Gitmiştir.
Tartılacak şeyleri
Kalmadığından kıyamet günü
Onlar için artık tartı âleti
Koymayacağız. [25,23; 24,39;
88,2-4; 47,9; 6,88]
106 – işte kâfir olmaları,
Âyetlerimle ve kendilerine yapılan
Uyarılarla alay etmeleri sebebiyle,
Şu cehennem onların cezası olarak
Hazırlanmıştır.
107 – iman edip makbul ve güzel
İşler yapanlara gelince, onlara da
Konak olarak firdevs cennetleri
Hazırlandı. [23,11]
108 – onlar orada devamlı
Kalacak, usanmadıklarından
Ötürü, başka tarafa geçmeyi
Arzu etmeyeceklerdir.
109 – de ki: ‘rabbimin sözlerini
Yazmak için en büyük okyanus
Mürekkep olsaydı,
Hatta onun bir mislini de
Takviye gönderseydik,
Bu deniz tükenir, rabbinin sözleri
Yine de bitmezdi. [31, 27]
110 – de ki: ‘ben sadece
Sizin gibi bir insanım.
Ancak şu farkla ki bana ‘sizin ilahınız
Tek ilahtır” diye vahyediliyor.
Artık kim rabbine âhirette
Kavuşacağını umuyorsa,
Makbul ve güzel işler işlesin ve
Sakın rabbine ibadetinde hiç bir
Şeyi o’na ortak koşmasın