Abdulhadi Kanakeri Ra’d Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulhadi Kanakeri – Ra’d Suresi

Ra’d suresi
1. elif lam mım ra tilke ayatül
Kitab vellezı ünzile ileyke mir
Rabbikel hakku ve lakinne ekseran
Nasi la yü’minun
2. allahüllezı rafeas semavati bi
Ğayri amedin teravneha sümmesteva
Alel arşi ve sehharaş şemse vel
Kamer yüdebbirul emra yüfassılül
Ayati lealleküm bi likai rabbiküm
Tukınun
3. ve hüvellezı meddel erda ve
Ceale fıha ravasiye ve enhara ve
Min küllis semerati ceale fıha
Zevceynisneyni yuğşil leylen nehar
İnne fı zalike le ayatil li kavmiy
Yetefekkerun
4. ve fil erdı kıtaum
Mütecaviratüv ve cennatüm min
A’nabiv ve zer’uv ve nehıylün
Sınvanüv ve ğayru sınvaniy
Yüska bi maiv vahıdiv ve
Nüfaddılü ba’daha ala ba’dın fil
Ükül inne fı zalike le ayatil li
Kavmiy ya’kılun
5. ve in ta’ceb fe acabün
Kavlühüm e iza künna türaben e
İnna le fı halkın cedıd
Ülaikellezıne keferu bi rabbihim
Ve ülaikel ağlalü fı a’nakıhim
Ve ülaike ashabün nar hüm fıha
Halidun
6. ve yesta’ciluneke bis seyyieti
Kablel haseneti ve kad halet min
Kablihimül mesülat ve inne rabbeke
Lezu mağfiratil linnasi ala
Zulmihim ve inne rabbeke le
Şedıdül ıkab
7. ve yekulüllezıne keferu lev la
Ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih
İnnema ente münziruv ve likülli
Kavmin had
8. allahü ya’lemü ma tahmilü
Küllü ünsa ve ma teğıydul
Erhamü ve ma tezdad ve küllü
Şey’in ındehu bi mıkdar
9. alimül ğaybi vaş
Şehadetil kebırul müteal
10. sevaüm minküm men eserral
Kavle ve men cehera bihı ve men
Hüve müstahfim bil leyli ve
Saribüm bin nehar
11. lehu müakkıbatüm mim beyni
Yedeyhi ve min halfihı yüğayyiru
Ma bi kavmin hatta yüğayyiru ma bi
Enfüsihim ve iza eradellahü bi
Kavmin suen fe la meradde leh ve ma
Lehüm min dunihı mev val
12. hüvellezı yürıkümül berka havfev
Ve tameav ve yanşlüs sehabes sikal
13. ve yüsebbihur ra’dü bi
Hamdihı vel melaiketü min
Hıyfetih ve yürsilüs savaıka fe
Yüsıybü biha mey yeşaü ve hüm
Yücadilune fillah ve hüve
Şedıdül mihal
14. lehu da’vetül hakk vellezıne
Yed’une min dunihı la yestecıbune
Lehüm bi şey’in illa ke basitı
Keffeyhi ilel mai li yeblüğa fahü
Ve ma hüve bi baliğıh ve ma
Düaül kafirıne illa fı dalal
15. ve lillahi yescüdü men fis
Semavati vel ard tav’av ve kerhev ve
Zılalühüm bil ğudüvvi vel asal
16. kul mer rabbüs semavati vel
Erdı kulillah kul e fettehaztüm
Min dunihı evliyae la yemlikune li
Enfüsihim nef’av ve la darra kul
Hel yestevil a’ma vel besıyru em
Hel testeviz zulümanüt ven nur em
Cealu lillahi şürakae haleku ke
Halkıhı fe teşabehel halku
Aleyhim kulillahü haliku külli
Şey’iv ve hüvel vahıdül kahhar
17. enzele mines semai maen fe salet
Evdiyetüm bi kaderiha fahtemeles
Seylü zebeder rabiya ve mimma
Yukıdune aleyhi fin naribtiğae
Hılyetin ev metaın zebedüm
Mislüh kezalike yadribüllahül
Hakka vel batıl fe emmez zebedü fe
Yehebü cüfaa ve emma ma yenfeun
Nase fe yemküsü fil ard kezalike
Yadribüllahül emsal
18. lillezınestecabu li rabbihimül
Husna vellezıne lem yestecıbu lehu
Lev enne lehüm ma fil erdı cemıav
Ve mislehu meahu leftedev bih
Ülaike lehüm suül hısabi ve
Me’vahüm cehennem ve bi’sel
Mihad(15. ayet secde ayetidir.)
19. e fe mey ya’lemü ennema ünzile
İleyke mir rabbikel hakku ke men
Hüve a’ma innema yetezekkeru ülül
Elbab
20. ellezıne yufune bi ahdillahi
Ve la yenkudunel mısak
21. vellezıne yesılune ma
Emerallahü bihı ey yusale ve
Yahşevne rabbehüm ve yehafune suel
Hısab
22. vellezıne saberubtiğae vechi
Rabbihim ve ekamus salate ve enfeku
Mimma razaknahüm sirrav ve
Alaniyetev ve yedraune bil hasenetis
Seyyiete ülaike lehüm ukbed dar
23. cennatü adniy yedhuluneha ve
Men saleha min abaihim ve ezvacihim
Ve zürriyyatihim vel melaiketü
Yedhulune aleyhim min külli bab
24. selamün alayküm bima
Sabertüm fe nı’me usbed dar
25. vellezıne yenkudune ahdellahi
Min ba’di mısakıhı ve yaktaune ma
Emarallahü bihı ey yusale ve
Yüfidune fil erdı ülaike
Lehümül la’netü ve lehüm suüd
Dar
26. allahü yebsütur rizka li mey
Yeşaü ve yakdir ve ferihu bil
Hayatid dünya ve mel hayatüd
Dünya fil ahırati illa meta27. ve
Yekulüllezıne keferu lev la
Ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih
Kul innellahe yüdıllü mey yeşaü
Ve yehdı ileyhi men enab
28. ellezıne amenu ve tatmeinü
Kulubühüm bi zikrillah e la bi
Zikrillahi tatmeinül kulub
29. ellezıne amenu ve amilus
Salihati tuba lehüm ve husnü meab
30. kezalike erselnake fı ümmetin
Kad halet min kabliha ümemül
Liltetlüve aleyhimüllezı evhayna
İleyke ve hüm yekfürune bir rahman
Kul hüve rabbı la ilahe illa hu
Aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metab
31. ve lev enne kur’anen süyyirat
Bihil cibalü ev kuttıat bihil erdu
Ev küllime bihil mevta bel lillahil
Emru cemıa e fe lem yey’esillezıne
Amenu el lev yeşaüllahü le heden
Nase cemıa ve la yezalüllezıne
Keferu tüsıybühüm bi ma saneu
Kariatün ev tehullü karıbem min
Darihim hatta ye’tiye va’düllah
İnnellahe la yuhlifül mıad
32. ve lekadistkühzie bi rusülim
Min kabilek fe emleytü lillezıne
Keferu sümme ehaztühüm fe keyfe
Kane ıkab
33. e fe men hüve kaimün ala
Külli nefsim bima kesebet ve cealu
Lillahi şüraka’ kul semmuhüm em
Tünebbiunehu bima la ya’lemü fil
Erdı em bi zahirim minel kavl bel
Züyyine lillezıne keferu mekruhüm
Ve suddu anis sebıl ve mey
Yudlilillahü fe ma lehu min had
34. lehüm azabün fil hayatido
Dünya ve le azabül ahırati eşaak
Ve ma lehüm minellahi miv vak
35. meselül cennetilletı vüıdel
Müttekun tecrı min tahtihel enhar
Ükülüha daimüv ve zıllüha
Tilke ukbellezınettekav ve ukbel
Kafirınen nar
36. vellezıne ateynahümül kitabe
Yefrahune bima ünzile ileyke ve
Minel ahzabi mey yünkiru ba’dah kul
İnnema ümirtü en a’büdellahe ve
La üşrike bih ileyhi ed’u ve
İleyhi meab
37. ve kezalike enzelnahü hukmen
Arabiyya ve leinitteba’te ehvaehüm
Ba’de ma caeke minel ılmi ma leke
Minellahi miv veliyyiv ve la vak
38. ve le kad erselna rusülem min
Kablike ve cealna lehüm ezvacev ve
Zürriyyeh ve ma kane li rasulin ey
Ye’tiye bi ayetin illa bi iznillah
Li külli ecelin kitab
39. yemhullahü ma yeşaü ve
Yüsbit ve ındehu ümmül kitab
40. ve im ma nüriyenneke
Ba’dallezı neıdühüm ev
Neteveffeyenneke fe innema aleykel
Belağu ve aleynel hısab
41. e ve lem yerav enna ne’til erda
Nenkusuha min atrafiha vallahü
Yahkümü la müakkıbe li hukmih ve
Hüve serıul hısab
42. ve kad mekerallezıne min
Kablihim fe lillahil mekru cemıa
Ya’lemü ma teksibü küllü nefs ve
Seya’lemül küffaru li men ukbed
Dar
43. ve yekulüllezıne keferu leste
Mürsela kul kefa billahi şehıdem
Beynı ve beyneküm ve men ındehu
Ilmül kitab
Meali
13 – ra’d sûresi
Medine’de indirilmiş olup 43
Âyettir. 13. âyette geçen ve
‘gök gürlemesi” anlamına gelen
Ra’d kelimesi, bu sûrenin ismi
Olmuştur. konuları bakımından
Mekkî sûrelere benzemektedir.
Mekke döneminin sonlarında
İndiğini söyleyenler de vardır.
Allah teâlanın varlığı,
Birliği, vahiy, nübüvvet ve
Âhiret gibi iman esaslarını konu
Edinir. bu gerçekleri, meseller
(paraboller) ile somutlaştırarak
Anlatır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – elif, lâm, mîm, râ. işte
Bunlar sana indirilen kitabın
Âyetleridir. sana rabbin
Tarafından indirilen kur’ân
Haktır, gerçektir, ama insanların
Çoğu buna inanmazlar.
2 – allah odur ki gökleri, sizin
De görüp durduğunuz gibi,
Direksiz yükseltti. sonra da arşı
Üzerinde istiva etti.
Güneşi ve ayı hizmet etmeleri
İçin sizin emrinize verdi.
Bunlardan her biri belirli bir vakte
Kadar dolaşmaktadır.
Bütün işleri o yönetir.
Âyetleri size açıklar ki
Rabbinize kavuşacağınıza iman
Edesiniz. [7,54; 11,3; 36,38; 41,37;
7,54]
İstiva etti: arşının üstünde
Kuruldu, onları hakimiyeti altına
Aldı ve onlar üzerinde hükmünü
Yürütmeye başladı demektir.
İstiva’nın mânası için bkz.
7,53.
Göklerin yükseltilmesi cümlesi
İki şekilde anlaşılmaya
Müsaittir. birincisini mealde
Yazdık. ikincisi: allah gökleri,
Sizin göremediğiniz birtakım
Direklerle yükseltti. bu anlama
Göre, gök cisimleri arasındaki
Çekim kuvvetine işaret ettiği
Söylenebilir.
3 – hem o’dur ki yeri yaydı.
Orada sağlam dağlar yükseltti,
Irmaklar akıttı. her meyvenin
İçinde iki eş yarattı.
Sürekli olarak geceyi gündüze
Bürüyüp duruyor. elbette
Bunlarda, iyice düşünen kimseler
İçin, alacak nice dersler ve
İbretler vardır. [10,3]
Çiçeklerin ve meyvelerin erkek ve
Dişi olarak çift unsurlara sahip
Oldukları ve bir döllenme
Olayının gerçekleştiğine
İşaret edilmektedir.
4 – dünyada birbirine komşu
Parçalar, üzüm bağları,
Ekinler, dallı veya dalsız hurma
Ağaçları vardır ki hepsi aynı
Su ile sulanmaktadır.
Bununla beraber yemede biz onların
Bazısını bazısından daha
Üstün, daha kaliteli kılarız.
Elbette bunlarda aklını kullanan
Kimseler için alacak nice dersler,
Nice ibretler vardır.
5 – eğer onların iman
Etmemelerine şaşırıyorsan bil ki
Asıl şaşılacak olan, onların:
‘ölüp toprak olduktan sonra biz
Yeniden mi yaratılacakmışız?”
Demeleridir.
İşte onlardır
Rab’lerini inkâr edenler.
İşte onlardır boyunları
Tasmalı olanlar.
Ve işte onlardır, hem de ebedî
Kalmak üzere cehennemlik olanlar
[17,49; 34,33; 46,33; 50, 15]
Dünyada, küfür ve dalâlet
Tasması, kıyamette de ateşten
Tasmalar takılacaktır. tasma
Mahkûm ve esir olmanın alametidir.
Bunlar da kendi alışkanlık ve
Taassuplarının esiri
Olduklarından delilleri
Değerlendirmezler.
6 – şaşılacak bir yanları da,
Güzellik ve mutluluk dururken,
Kötülüğü çarçabuk
İstemeleridir.
Halbuki kendilerinden önce, ibret
Olacak nice cezalar gelip
Geçmiştir. (niçin onlardan ibret
Almazlar?).
Doğrusu senin rabbin insanların
Zulümlerine karşı yine de
Mağfiret sahibidir.
Bununla beraber unutmayın ki o
Cezalandırdığında da cezası
Çetindir. [15,6-8; 29,53-54; 38,16;
8,32; 35,45; 6,147]
7 – kâfirler diyorlar ki: ‘ona
Rabbinden bir mûcize indirilmeli
Değil miydi?” sen, ey resulüm,
Sadece bir uyarıcısın. her
Millete bir yol gösteren vardır.
[17,59; 2,272; 35,24]
Her topluluğa peygamberlerden yol
Gösteren bir zat gönderilir. o da
Onlara dini tanıtır, kendilerine
Tahsis edilen mûcize ile halkını
Allah’ın yoluna çağırır. yoksa
Kâfirlerin tahakkümleriyle,
Keyiflerine göre istedikleri
Mûcizeyi göstermeleri söz konusu
Değildir.
Âyetteki yol gösteren ‘hâdi”
Den maksat, allah teâla da
Olabilir. yani: ‘senin görevin
Sadece uyarmaktır. indirilen
Âyetlerini yalan sayanların,
İnkârlarına kulak asma. zira
Allah, doğru yolu göstermek için
Lâzım gelen her şeyi ortaya
Koymuştur. ama ancak kendisinin
Bileceği bir hikmetten ötürü,
Bir kimseyi hidâyet etmesi,
Meşîet-i ilahiyyenin buna taalluk
Etmesine bağlıdır ve onun
Meşîeti de, kendisine mahsus olan
Hikmetine bağlıdır.
Ve likülli kavmin hâd cümlesinin
Başındaki vav’ı atıf sayarak,
‘sen sadece bir uyarıcı ve her
Millet için yol göstericisin”
Mânası da mümkündür.
8 – işte o allah’tır ki her bir
Dişinin neye gebe olduğunu,
Karnında ne taşıdığını, ve
Rahimlerin neleri eksik bırakıp,
Artırdığını bilir. doğrusu
O’nun katında herşey bir ölçü
İledir. [23,13-14; 39,6; 53,32]
Rahimlerin kazanıp artırması.
Mesela beden bakımından kimin tam
Cüsseli, kimin kısa boylu
Olacağını bilir. mâ mevsûle
Olup, yumurtanın dölyatağına
Tutunmasından doğum vaktine
Kadarki dönem kasdedilmiştir;
Yoksa sadece, hilkatın
Tamamlanmasından sonraki durum
Sözkonusu değildir. yani allah
Teâla rahimdeki varlıkların erkek
Mi dişi mi normal mi, sağlıklı
Mı, eksik mi, güzel mi çirkin mi,
Uzun mu, kısa mı vs. olacağını
Bilir, demektir. mâ masdariyye de
Olabilir.
9 – gayb ve şehâdet alemini de,
Görünmeyen ve görünen âlemi de
Bilen, büyük ve yüce olan o’dur.
10 – sizden sözünü gizleyenle,
Açıkça söyleyen, geceleyin
Gizlenenle gündüzün meydanda
Gezen o’nun bilmesi bakımından hep
Aynı durumdadır. [20,7; 10,61;
11,5]
11 – o insanın önünde ve
Ardında devamlı sûretle
Nöbetleşerek görevlendirilen
Melekler vardır. bunlar, allah’ın
Emrinden ötürü, onu koruyup
Kollarlar.
Bir toplum kendinde olan durumu
Değiştirmedikçe, hiç şüphe yok
Ki, allah da o toplumda olan hali
Değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük
İrade buyurdu mu, onu geri
Çevirecek kuvvet yoktur. artık
Allah’ın dışında onları himaye
Edecek kimse olamaz. [8,53]
Görevli melekler, insan günah
İşleyince onun için mühlet
İsterler, mağfiret dilerler yahut
Onu tehlikelerden korurlar veya
Allah’ın emri sebebiyle insanın
Hallerini denetlerler.
12 – size şimşeği göstererek,
Hem korku hem ümit verir, yağmur
Yüklü ağır bulutlar oluşturur.
13 – gök gürlemesi hamd ile
O’nu takdis ve tenzih eder.
Melekler de duydukları saygıdan
Ötürü o’nu takdis ve tenzih ederler.
O yıldırımlar gönderir, onlarla
Dilediği kimseleri çarpar.
Durum bu iken onlar hâlâ allah
Hakkında birbirleriyle tartışıp,
İleri geri konuşurlar. hâlbuki
O’nun cezası pek çetindir. [2,30;
17,44]
14 – geçerli dua o’na
Yapılan duadır.
Müşriklerin o’ndan başka
Yöneldikleri putlar ise,
Kendilerine hiçbir surette icabet
Edemezler.
Onların durumu tıpkı, ağzına su
Ulaşsın diye iki elini önündeki
Kuyuya doğru uzatan adamın
Durumuna benzer.
Oysa bu durumda su, hiçbir zaman
Ona ulaşamaz. işte kâfirlerin
Duası öyle boşa gider.
15 – hâlbuki göklerde olsun,
Yerde olsun kim varsa isteyerek veya
İstemeyerek, hem kendileri hem
Gölgeleri hepsi sabah akşam
Allah’a secde ederler. [16,48-49;
12,18]
16 – ‘göklerin ve yerin rabbi
Kimdir?” de onların da kabul
Ettiği gerçeği sen açıkla
‘allah’tır ” de
Ama siz kalkmış, o’nun dışında,
Ne kendilerine gelen bir belayı
Uzaklaştırmaya ve ne de
Kendilerine bir fayda sağlamaya
Gücü yetmeyen birtakım tanrılar
Edinmişsiniz.
De ki: ‘hiç kör ile gören bir
Olur mu? yahut karanlıklarla
Aydınlık bir olur mu?
Yoksa allah’ın yarattığı gibi
Yaratan ortaklar buldular da yaratma
İşi kendilerine şüpheli mi
Geldi?” de ki: ‘allah’tır
Herşeyin yaratıcısı. o tektir,
Her şeyin üstünde mutlak
Hâkimdir.” [36, 74; 39,3; 34,23;
53,26; 19,93-95]
17 – o gökten yağmur indirir de
Vâdiler, dereler kendi
Ölçülerince dolup sel olur akar.
Sel, suların üstünde kabaran
Köpüğü alıp götürür.
İnsanların zinet veya bazı
Eşyalar yapmak için ateşte
Erittikleri madenlerin de buna
Benzer köpüğü olur.
İşte allah hak ile batılı,
Böyle bir temsil ile anlatır:
Köpük yok olup gider, insanlara
Faydası olan cevher kısmı ise
Dipte kalır. allah işte böylece
Misaller verir.
18 – rab’lerinin çağrısına
İcabet edenlere en güzel mükâfat,
Cennet vardır.
Fakat o’nun dâvetini kabul
Etmeyenlere gelince,
Şayet dünyada olan bütün şeyler
Ve onların bir misli daha
Kendilerinin olsaydı, kurtulmaları
İçin fidye olarak hepsini
Verirlerdi.
İşte bunlar çetin bir hesaba
Mâruz kalacaklardır.
Onların kalacakları yer cehennem
Olacaktır. orası ne kötü bir
Yerleşim yeridir [18,87-88; 10,26]
19 – şimdi, rabbinden sana
İndirilen vahyin hak ve gerçek
Olduğunu bilen kişi ile âmâ olan
Kimse hiç bir olur mu? ancak akıl
Sahibi kimseler düşünüp ibret
Alırlar. [6,115; 59,20; 11,1]
20 – verdikleri sözde duranlar ve
Misakı bozmayanlar da işte onlardır.
21 – rabbin tarafından sana
Gönderilenin hak ve gerçek
Olduğunu bilip, allah’ın
Gözetilmesini emrettiği şeyleri
Gözetirler.
Rableri olan allah’tan çekinirler ve pek
Çetin bir hesaptan endişe ederler.
22 – onlar, sırf rab’lerinin
Rızasını kazanmak için sabreder,
Namazı tam gerektiği şekilde
Kılarlar.
Kendilerine ihsan ettiğimiz
Rızıklardan gerek gizli, gerek
Açık bir tarzda bağışta bulunur
Ve kötülüğe iyilikle mukabele
Ederler.
İşte onlardır dünya diyarının
Güzel âkıbetini kazananlar.
23-24 – o güzel akıbet adn
Cennetleri olup, onlar
Babalarından, eşlerinden ve
Nesillerinden iyi olanlarla birlikte
O cennetlere girerler.
Öyle ki melekler de her kapıdan
Yanlarına varıp: ‘sabretmenize
Karşılık size selamlar,
Selametler dünya diyarının ne
Güzel âkıbetidir bu ”
Diyecekler. [38,50]
25 – ama allah’a verdikleri sözü
İyice pekiştirdikten sonra bozanlar
Ve allah’ın gözetilmesini
Emrettiği şeyleri terkedenler
Ve yeryüzünde fesat çıkarıp
Nizamı bozanlar yok mu?
İşte onlara sadece lânet vardır.
En kötü yurt olan cehennem vardır.
26 – allah dilediği kimsenin
Rızkını bollaştırır, dilediği
Kimsenin rızkını ise daraltır.
O inkârcılar, sadece dünya
Hayatıyla sevinirler.
Halbuki dünya hayatı, âhiretin
Yanında geçici, değersiz bir
Metadan başka bir şey değildir.
[23,55-56; 87,16-17]
27-28 – yine o inkâr edenler
Diyorlar ki: ‘peygambere rabbi
Tarafından bir mûcize verilmeli
Değil miydi?”
De ki: ‘allah dilediğini bu tür
İddiaları sebebiyle saptırır.
Kendisine yöneleni de hidâyete
Erdirir.
İşte onlar iman edip gönülleri
Allah’ı zikretmekle, o’nu anmakla
Huzur bulan kimselerdir.
İyi bilin ki gönüller ancak
Allah’ı anmakla huzur bulur.”
[21,5; 10,101; 6,111]
Akıllı insanların üzerinde
Derinden derine düşünecekleri
Bunca harika eserler, hz. muhammed
(a.s.)’ın peygamberliğine dair
Allah tarafından bunca âyet ve
Delil varken, bunları delil
Saymıyorlar da, kimsenin karşı
Koyamayacağı bir musîbeti, bir
Belayı isteyip duruyorlar. halbuki
Bu cebir ve zorlama, ilahî hikmete
Aykırıdır. yukarıda geçen bu
Sözlerin bir daha tekrarlanması,
Kâfirlerin bu isteklerini inatla
Sürdürdüklerini göstermektedir.
Demek peygamberimize mûcize
Verilmemiş değildir. âyet
Onların keyiflerine göre teklif
Ettikleri olağanüstü şeyleri
Reddetmektedir.
29 – ne mutlu iman edip de makbul
Ve güzel işler yapanlara
Eninde sonunda dönüp gidilecek
Güzel yurt onların olacak.
30 – işte senden önce
Peygamberler gönderdiğimiz gibi,
Seni de kendilerinden önce nice
Milletler geçmiş olan bir millete
Gönderdik ki sana vahyettiğimiz
Kitabı onlara okuyasın.
Onlar ise rahman’a nankörlük
Eder, o’nu tanımazlar.
De ki: ‘o benim rabbimdir.
O’ndan başka tanrı yoktur.
Ona dayandım, tövbem ve dönüşüm
Yalnız o’nadır. [16,63; 6,34]
31 – eğer dağları yürütecek,
Yeri param parça edecek, ölüleri
Bile konuşturacak bir kitap
Olsaydı, işte o, bu kur’ân
Olurdu
Ne var ki allah böyle yapmadı. bu
Mevcut durumu takdir buyurdu.
Çünkü emir ve hüküm yalnız
O’nundur.
Bu müminler hala öğrenmediler mi
Ki allah dileseydi bütün
İnsanları hidâyet eder, doğru
Yola koyardı.
O kâfirlerin kendi yaptıkları
İşler sebebiyle başlarına
Durmadan bela inecek veya
Ülkelerinin hemen yanıbaşına
Düşecek ve bu hal allah’ın vaad
Ettiği kıyamet gelinceye dek
Sürecek. allah asla sözünden
Caymaz. [46,27; 21, 44; 14,47]
Bu âyette bel edatının ifade
Ettiği idrab mânası, işlerin
Yalnız allah teâlaya ait olmasına
Müteveccih değil, aksine onun
Neticesine, yani mevcut olan duruma
Yöneliktir. yani allah teâlanın
Hikmetinin, insanların
Yükümlülüklerini kendi
Seçimlerine bina etmesine işaret
Etmektedir. âyette şart
Cümlesinin karşılığı
Bulunmadığından ‘işte o, bu
Kur’ân olurdu ” diye takdir
Edilir. bazı müfessirler ise:
‘onlar yine de iman etmezlerdi”
Diye düşünürler.
32 – senden önce de nice
Peygamberlerle alay edildi. fakat
Ben, o kâfirlere akıllarını
Başlarına toplamaları için bir
Süre mühlet verdim. ama onlar
Akıllanmayınca sonra da onları
Azabımla kıskıvrak yakaladım,
Cezam nasılmış, gördüler.
[22,48]
33 – tek tek her insanın ne
İşlediğini görüp gözeten allah,
Hiç bunu yapmaktan âciz olan gibi
Olur mu?
Bununla beraber, tutmuşlar allah’a
Ortak koşuyorlar. de ki ‘haydi
Tavsif edin, adlandırın bakayım
Onları kimdirler, necidirler,
Hangi işleri gerçekleştirmişler?
Ne o, yoksa allah’a kendi mülkünde
Var olup da bilmediği bir şeyi mi
Bildireceksiniz. veya hiçbir
Gerçeğe tekabül etmeksizin sırf
Boş laf mı edeceksiniz?”
Doğrusu kurdukları tuzaklar o
Kâfirlere hoş gösterildi,
Hoşlandılar bundan ve hak yoldan
Menedildiler.
Her kimi de allah saptırırsa
Artık onu yola getirecek yoktur.
[10,61; 6,59; 11,6; 20,7; 53;23;
16;37]
34 – onlara dünya hayatında bir
Azap vardır âhiret azabı ise daha
Çok çetindir. onları allah’ın
Elinden kurtaracak kimse de yoktur.
[89,25-26; 25,11-15]
35 – müttakilere vaad olunan
Cennetin durumu şuna benzer:
Bahçelerinin içinden ırmaklar
Akar: meyveleri gibi gölgeleri de
Devamlıdır. işte, haramlardan
Korunan müttakilerin akıbeti
Kâfirlerin akıbeti ise ateştir.
[47,15; 56,27-38; 59,20]
36 – kendilerine kitap verdiğimiz
Kimseler sana indirilen kur’ân’dan
Memnun olurlar. ama onlardan
Aleyhteki bazı gruplar, onun bir
Kısmını inkâr ederler.
De ki: ‘bana yalnız allah’a ibadet
Edip o’na hiçbir şerik koşmamam
Emredildi. sadece o’na dâvet eder
Ve ancak o’na yönelirim.” [2,121;
17,107-109; 3,199]
37 – böylece biz kur’ân’ı
Arapça bir hüküm ve hikmet olarak
İndirdik. şayet, sana gelen bunca
İlimden sonra o muhaliflerin
Keyiflerine uyacak olursan,
Allah’ın cezasından seni koruyacak
Ne bir dost, ne bir hâmi
Bulamazsın. [11,1; 41,41-42; 31,2]
38 – senden önce bir çok
Peygamber göndermiş, onlara da
Eşler ve evlatlar vermiştik.
Bunlar peygamberliğe aykırı
Değil ki? mûcize iddialarına
Gelince allah’ın izni olmadıkça,
Hiçbir resul mûcize gösteremezdi.
Her devrin bir hükmü vardır. her
İşin bir vâdesi vardır. [18,110]
İşte, yaratılışta böyle
Olduğu gibi, teşrî hususunda da
Durum böyledir. allah teâla, bir
Süre yürürlükte tuttuğu bir
Şer’î hükmü, sonra
Yürürlükten kaldırabilir,
Neshedebilir (bkz. 2,106). çünkü
Kitaplar, şeriatlar dünya ve
Âhiret mutluluğunu elde etmek
İçin uyulması gereken
Kurallardır. devirlerin değişmesi
İle ihtiyaçlara göre hükümlerin
Değişmesi, ilahî hikmetin
Gereğidir. bundan dolayı kur’ân’,
Tevrat ve incîl’in temel
İlkelerini destekleyerek ehl-i
Kitabın hepsini sevindirirken, o
Kitaplarda insanlığın olgunluk
Dönemine uygun düşmeyen birtakım
Hükümleri de nesheder. ve bundan
Dolayıdır ki kur’ân’, bütün
Kitaplar üzerinde müheymin
(denetçi, hakem) bir kitaptır.
39 – allah, dilediği hükmü
İptal eder, dilediğini sabit
Bırakır. ana kitap o’nun
Yanındadır.
Hiçbir sûrette değişmeyecek olan
Ana kitap (levh-i mahfuz) o’nun
Yanındadır. değişecek ve
Değişmeyecek olan her şey orada
Kayıtlıdır. bundan ötürü,
Şeriatlar arasında, hatta aynı
Kitapta dinin temel ilkelerinden
Olmayan bazı fer’i hükümlerin
Neshedilmesi, bedâ mânasına
Gelmez, yani allah teâlanın önce
Bilmediği bir şeyin sonradan
Farkına varması anlamına gelmez.
Tekvin ve teşrîde mahv ve isbat
(iptal ve ibka) cereyan ettiği
Halde, ana kitaptaki hüküm
Değişmez. dolayısıyla, tevrat ve
İncîl’i ana kitap zannedip nesih
Kabul etmez diye iddia eden
İnkârcı ehl-i kitap gruplarının
İnat ve inkârları pek boş bir
Hevestir. halbuki tarihî bir
Gerçektir ki kur’ân’dan önceki
Semavi kitaplar sadece nesihten
Değil, tahriften bile uzak
Kalamamışlardır.
40 – ya onları uyardığımız
Birtakım belaların bir kısmını
Sana gösterir, ya da bundan önce
Senin ruhunu teslim alırız,
Farketmez. zira senin görevin
Sadece tebliğ etmektir, hesap
Görmek ise bize aittir. [88,21-26]
Risalet ahkâmının tamamını
Tebliğ etmek gerekir. fakat risalet
Cümlesinden olarak tebliğ edilen
Uyarmaların muhtevasına şahit
Olmak, tebliğin gereklerinden
Değildir.
41 – bizim arzı (yeri) alıp onu
Uçlarından nasıl eksilttiğimizi
Görmüyorlar mı? allah öyle
Hükmeder ki onun hükmünü
Denetleyecek hiç bir merci yoktur.
O, hesabı çabuk görür.
Yani bizim mahvimizi ve
İsbatımızı kabul etmek istemeyen
O inkârcılar, baksalar ya,
Yukarıda açıklandığı üzere,
Önce rahmet ve kudretimizle
Yaymış ve ayaklarının altına
Sermiş olduğumuz yeri aynı
Durumda bırakıyor muyuz? o serili
Yeri, üzerinde yaşadıkları o
Geniş toprakları, etrafından
Kudretimizle sarıp
Sıkıştırmıyor, onu eksiltmiyor
Muyuz? daraltmıyor muyuz? o ilk
Medde karşılık onda cezirler
Yapmıyor muyuz? veya çeşitli
Yeryüzü olayları ile onu
Aşındırıp parçalamıyor muyuz?
Veya o kâfirlerin vatanlarını
Peyder pey çevresinden eksiltip
Durmuyor muyuz? nüfuslarını,
Topluluklarını kırarak,
Dağıtarak, feyiz ve bereketlerini
Azaltarak, arazilerini, yurtlarını
Daraltarak, güçlerini ezikliğe,
Kemallerini noksana
Dönüştürmüyor muyuz? yerdeki bu
Değişikliği veya vatanlarındaki
Bu daralmayı, bu sıkışmayı
Görmüyorlar mı?
42 – kendilerinden önce geçenler
De tuzaklar kurdular. fakat bütün
Tuzaklar allah’ındır (allah’ın
Tedbiri, onların tuzaklarını
Boşa çıkarır). o, her insanın
Ne işlediğini pek iyi bilir.
Yarın kâfirler de bu dünyanın
Sonunun kimin olduğunu
Anlayacaklardır. [8,30; 27,50-55]
43 – dini inkâr edenler: ‘sen
Peygamber değilsin” diyorlar. de
Ki: ‘benimle sizin aranızda şahit
Olarak allah yeter, bir de nezdinde
Kitap ilmi bulunanlar.” [26,197;
7,156-157]
Kitap ilmine vakıf olanlar
Kur’ân-ı kerimi lâyıkıyla
Anlayanlardır. kur’ân’ı
Tanıyanlar, onun beşer sözü
Olmasının mümkün olmayıp ancak
Rabbülâleminin sözü olduğunu,
Dolayısıyla hz. muhammed’in de
O’nun elçisi olduğunu anlarlar. ve
Hatta daha önceki kitaplarda
Ezcümle tevrat ve incîl’de o’nun
Peygamberliğini haber veren, belge
Niteliğinde cümleler vardır.
Bunları hakkıyla bilen ve taassup
Göstermeyen insaflı ehl-i kitap
Âlimleri de buna şahitlik ederler.