Abdulhadi Kanakeri Ta Ha Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulhadi Kanakeri – Ta Ha Suresi

Ha suresi
1. taha
2. ma enzelna aleykel kur’ane li teşka
3. illa tezkiratel limey yahşa
4. tenziylem mimmen halekal
Erda ves semavatil ula
5. errahmanü alel arşisteva
6. lehu ma fis semavati ve ma fil erdı ve
Ma beynehüma ve ma tahtes sera
7. ve in techer bil kavli fe
İnnehu ya’lemüs sirra ve ahfa
8. allahü la ilahe illa huve
Lehül esmaül husna
9. ve hel etake hadiysü musa
10. iz raa naran fe kale li
Ehlihimküsu innı anestü naral
Leallı atıküm minha bi kabesin ev
Ecidü alen nari hüda
11. felemma etaha nudiye ya musa
12. innı ene rabbüke fahla’ na’leyk
İnneke bil vadil mukaddesi tuva
13. ve enahtertüke festemı’ lima yuha
14. innenı enallahü la ilahe illa ene
Fa’büdnı ve ekımıs salate li zikrı
15. innes saate atiyetün ekadü uhfıha li
Tücza küllü nefsim bi ma tes’a
16. fe la yesuddenneke anha mel la
Yü’minü biha vettebea hevahü fe terda
17. ve ma tilke bi yemınike ya musa
18. kale hiye asay etevekkeü aleyha
Ve ehüşşü biha ala ğanemı ve
Liye fıha mearibü uhra
19. kale elkıha ya musa
20. fe elkaha fe iza hiye
Hayyetün tes’a
21. kale huzha ve la tehaf se
Nüıydüha sıratehel ula
22. vadmün yedeke ila cenahıke tahrüc
Beydae min ğayri suin ayeten uhra
23. li nüriyeke min ayatinel kübra
24. izheb ila fir’avne innehu tağa
25. kale rabbişrah lı sadrı
26. ve yessir lı emrı
27. vahlül ukdetem mil lisanı
28. yefkahu kavlı
29. vec’al li vezıram min ehlı
30. harune ehıy
31. üşdüd bihı ezrı
32. ve eşrikhü fı emrı
33. key nüsebbihake kesıra
34. ve nezkürake kesıra
35. inneke künte bina besıyra
36. kale kad ütiyte sü’leke ya musa
37. ve lekad menenna
Aleyke merraten uhra
38. iz evhayna ila ümmike ma yuha
39. enıkzi fıhi fit tabuti fakzi
Fıhi fil yemmi fel yülkıhil
Yemnü bis sahıli ye’huzhü
Adüvvül lı ve adüvvül leh ve
Elkaytü aleyke mehabbetem minnı ve
Li tusnea ala aynı
40. iz temşı uhtüke fe raca’nake
İla ümmike key tekarra aynüha ve
La tahzen ve katelte nefsen fe
Necceynake minel ğammi ve fetennake
Fütunen fe lebiste sinıne fı ehli
Medyene sümme ci’te ala kaderiy ya
Musa
41. vastana’tüke li nefsı
42. izheb ente ve ehuke bi ayatı
Ve la teniya fı zikrı
43. izheba ila fir’avne innehu tağa
44. fe kula lehu kevlel leyyinel
Leallehu yetezekkeru ev yahşa
45. kala rabbena innena nehafü ey
Yefruta aleyna ev ey yatğa
46. kale la tehafa innenı
Meaküma esmeu ve era
47. fe’tiyahü fe kula inna rasula
Rabbike fe ersel meana benı
İsraıle ve la tüazzibhüm kad
Ci’nake bi ayetim mir rabbik
Vesselamü ala menittebeal hüda
48. inna kad uhıye ileyna ennel
Azabe ala men kezzebe ve tevella
49. kale fe mer rabbüküma ya musa
50. kale rabbünellezı a’ta külle
Şey’in halkahu sümme heda
51. kale fema balül kurunil ula
52. kale ılmüha ınde rabbı fı kitab
La yedıllü rabbı ve la yensa
53. ellezı ceale lekümül erda
Mehdev ve selek leküm fıha
Sübülev ve enzele mines semai maa
Fe ahracna bihı ezvacem min nebatin
Şetta
54. külu ver’av en’ameküm inne fı
Zalike le ayatil li ülin nüha
55. minha halaknaküm ve fıha nüıydüküm
Ve minha nuhricüküm taraten uhra
56. ve lekad eraynahü ayatina
Külleha fe kezzebe ve eba
57. kale ec’tena li tuhricena min
Erdına bi sıhrike ya musa
58. fe le ne’tiyenneke bi sıhrim
Mislihı fec’al beynena ve belneke
Mev’ıdel la nuhlifühu nahnü ve la
Ente mekanen süva
59. kale mev’ıdüküm yevmüz zınet
Ve ey yuhşeran nasü duha
60. fe tevella fir’avnü fe
Cemea keydehu sümme eta
61. kale lehüm musa veyleküm la
Tefteru alellahi keziben fe
Yüshıteküm bi azab ve kad habe
Meniftera
62. fe tenazeu emrahüm
Beynehüm ve eserrun necva
63. kalu in hazani le sahırani
Yürıdani ey yuhricaküm min
Erdıküm bi sıhrihima ve yezheba
Bi tarıkatikümül müsla
64. fe ecmiu keydeküm sümme’tu saffa
Ve kad eflehal yevme menista’la
65. kalu ya musa imma en tülkıye ve
İmma en nekune evvele men elka
66. kale bel elku fe iza
Hıbalühüm ve ısıyyühüm
Yühayyehü ileyhi min sıhrihim
Enneha tes’a
67. fe evcese fı
Nefsihı hıyfetem musa
68. kulna la tehaf inneke entel a’la
69. ve elkı ma fı yemınike telkaf
Ma saneu innema saneu keydü sahır
Ve la yüflihus sahırü haysü eta
70. fe ülkıyes seharatü sücceden kalu
Amenna bi rabbi harune ve musa
71. kale amentüm lehu kable en
Azene leküm innehu le
Kebırukümüllezı allemekümüs
Sıhr fe le ükattıanne eydiyeküm
Ve ercüleküm min hılafiv ve le
Üsallibenneküm fı cüzuın nahli
Ve le ta’lemünne eyyüna eşeddü
Azabev ve ebka
72. kalu len nü’sirake ala ma caena
Minel beyyinati vellazı fetarana
Fakdı ma ente kad innema takdıy
Hazihil hayated dünya
73. inna amenna bi rabbina li
Yağfira lena hatayana ve ma
Ekrahtena aleyhi mines sıhr
Vallahü hayruv ve ebka
74. innehu mey ye’ti rabbehu
Mürimen fe inne lehu cehennem la
Yemutü fıha ve la yahya
75. ve mey ye’tihı mü’minen kad
Amiles salihati fe ülaike lehümüd
Deracatül ula
76. cennatü adnin tecrı min
Tahtihel enharu halidıne fıha ve
Zalyike cezaü men tezekka
77. ve lekad evhayna ila musa en
Esri bi ıbadı fadrib lehüm
Tarıkan fil bahri yebesa la tehafü
Derakev ve la tahşa
78. fe etbeahüm fir’avnü bi
Cünudihı fe ğaşiyehüm minel
Yemmi ma ğaşiyehüm
79. ve edalle fir’avnü
Kavmehu ve ma heda
80. ya benı israıle kad
Enceynaküm min adüvviküm ve
Vaadnaküm canibet turil eymene ve
Nezzelna aleykümül menne ves selva
81. külu min tayyibati ma
Razaknnaküm ve la tatğav fıhi fe
Yehılle aleyküm ğadabı ve mey
Yahlil aleyhi ğadabı fe kad heva
82. ve innı le ğaffarul limen tabe ve
Amene ve amile salihan sümmehteda
83. ve am a’celek an kavmike ya musa
84. kale hüm ülai ala eserı ve
Aciltü ileyke rabbi li terda
85. kale fe inna kad fetenna kavmeke mim
Ba’dike ve edallehümüs samiriyy
86. fe racea musa ila kavmihı
Ğadbane esifa kale ya kavmi elem
Yeıdküm rabbüküm va’den hasena e
Fe tale aleykümül ahdü em
Eradtüm ey yehılle aleyküm
Ğadabüm mir rabbiküm fe ahleftüm
Mev’ıdı
87. kalu ma ahlefna mev’ıdeke bi
Melkina velakinna hummilna evzaram
Min zınetil kavmi fe kazefnaha fe
Kezalike elkas samiriyy
88. fe ahrace lehüm ıclen cesedel
Lehu huvarun fe kalu haza ilahüküm
Ve ilahü musa fe nesiy
89. e fe la yeravne ella yarciu
İleyhim kavlev ve la yemlikü lehüm
Darrav ve la nef’a
90. ve le kad kale lehüm harunü
Min kablü ya kavmi innema
Fütintüm bih ve inne rabbekümür
Rahmanü fettebiuni ve etıy’u emrı
91. kalu len nebreha aleyhi
Akifıne hatta yarcia ileyna musa
92. kale ya harunü ma meneake
İz raeytehüm dallu
93. ella tettebian e fe esayte emri
94. kale yebneümme la te’huz bi
Lıhyetı ve la bi ra’si innı
Haşıtü en tekule ferrakte beyne
Benı israıle ve lem terkub kavlı
95. kale fe ma hatbüke ya samiriyy
96. kale besurtü bi ma lem yebsuru
Bihı fe kabadtü kabdatem min
Eserir rasuli fe nebeztüha ve
Kezalike sevvelet lı nefsı
97. kale fezheb fe inne leke fil
Hayati en tekule la misase ve inne
Leke mev’ıdel len tuhlefeh venzur
İla ilahikellezı zalte aleyhi
Akifale nüharrıkannehu sümme le
Nensifennehu fil yemmi nesfa
98. innema ilahükümüllahüllezı la ilahe
İlla hu vesia külle şey’in ılma
99. kezalike nekussu aleyke min
Embai ma kad sebak ve kad ateynake
Mil ledünna zikra
100. men a’rada anhü fe innehu
Yahmilü yevmel kıyameti vizra
101. halidıne fıh ve sae lehüm
Yevmel kıyameti hımla
102. yevme yünfehu fis suri ve
Nahşürul mücrimıne yevmeizin zürka
103. yetehafetune beynehüm il
Lebistüm illa aşra
104. nahnü a’lemü bima yekulune iz
Yekulü emselühüm tarıkaten il
Lebistüm illa yevma
105. ve yes’eluneke anil cibali fe
Kul yensifüha rabbı nesfa
106. fe yezeruha kaan safsafa
107. la tera fıha ıvecev ve la emta
108. yevmeiziy yettebiuned daıye la
Ivece leh ve haşeatil asvatü lir
Rahmani fe la tesmeu illa hemsa
109. yevmeizil la tenfeuş şefaatü
İlla men ezine lehür rahmanü ve
Radıye lehu kavla
110. ya’lemü ma beyne eydıhim ve ma
Halfehüm ve la yühıytune bihı ılma
111. ve anetil vücuhü lil hayyil
Kayyum ve kad habe men hamele zulma
112. ve mey ya’mel mines salihüti
Ve hüve mü’minün fe la yehafü
Zulmev ve la hadma
113. ve kezalike enzelnahü kur’anen
Arabiyyev ve sarrafna fıhi minel
Veıydi leallehüm yettekune ev
Yuhdisü lehüm zikra
114. fe teallellahül melikül hakk
Ve la ta’cel bil kur’ani min kabli
Ey yukda ileyke vahyühu ve kur
Rabbi zidnı ılma
115. ve lekad ahıdna ila ademe min kablü
Fe nesiye ve lem necid lehu azma
116. ve iz kulna lil melaiketiscüdu li
Ademe fe secedu illa iblıs eba
117. fe kulna ya ademü inne haza
Adüvvül leke ve li zevcike fe la
Yuhricenneküma minel cenneti fe
Teşka
118. inne leke ella tecua
Fıha ve la ta’ra
119. ve enneke la tazmeü
Fıha ve la tadha
120. fe vesvese ileyhiş şeytanü
Kale ya ademü hel edüllüke ala
Şeceratil huldi ve mülkil la yebla
121. fe ekela minha fe bedet lehüma
Sev’atühüma ve tafika yahsıfani
Aleyhima miv verakıl cenneti ve asa
Ademü rabbehu fe ğava
122. sümmectebahü rabbühu
Fe tabe aleyhi ve heda
123. kelehbita minha cemıam
Ba’duküm li ba’dın adüvv fe imma
Ye’tiyenneküm minnı hüden fe
Menittebea hüdaye fe la yedıllü
Ve la yeşka
124. ve men a’rada an zikrı fe
İnnel lehu meıyşeten dankev ve
Nahşüruhu yevmel kıyameti a’ma
125. kale rabbi lime haşertenı
A’ma ve kad küntü besıyra
126. kale kezalike etetke ayatüna fe
Nesıteha ve kezalikel yevme tünsa
127. ve kezalike neczı men esrafe
Ve lem yü’mim bi ayati rabbih ve le
Azabül ahırati eşeddü ve ebka
128. e fe lem yehdi lehüm kem
Ehleknü kablehüm minel kuruni
Yemşune fı mesakinihim inne fı
Zalike le ayatil li ülin nüha
129. velev la kelimetün sebekat mir rabbike
Le kane lizamev ve ecelüm müsemma
130. fasbir ala ma yekulune ve
Sebbıh bi hamdi rabbike kable
Tuluış şemsi ve kable ğurubiha
Ve min anail leyli fe sebbıh ve
Atrafen nehari lealleke terda
131. ve la temüddenne aynelke ila
Ma metta’na bihı ezvacem minhüm
Zehratel hayatid dünya li
Neftinehüm fıh ve rizku rabbike
Hayrun ve beka
132. ve’mur ehleke bis salati
Vastabir aleyha la nes’elüke rizka
Nahnü nerzükuk vel akıbetü lit
Takva
133. ve kalu lev la ye’tiyna bi
Ayetim mir rabbih e ve lem te’tihim
Beyyinetü ma fis suhufil ula
134. ve lev enna ehleknahüm bi
Azabim min kablihı le kalu rabbena
Lev la erselte ileyna rasulen fe
Nettebia ayatike min kabli en
Nezille ve nahza
135. kul küllüm müterabbisun fe
Terabbesu fe se ta’lemune men
Ashabüs sıratıs seviyyi ve
Menihteda
Meali
20 – tâ hâ sûresi
135 âyet olup mekkede inmiştir.
Hz. peygamber (a.s.)ı teselli ile
Başlar, risaletinin kesinlikle
Muvaffak olacağını müjdeler. hz.
Mûsâ kıssası tafsilatlı olarak
Bildirilerek, tavsiye edilen sabır
Ve zaferin en müşahhas
Örneklerinden biri verilmiş olur.
Daha sonra hz. peygamberin
Uğradığı muhalefet ve bu karşı
Koymanın âkıbeti ele alınır.
Sûrenin meryem sûresi ile aynı
Sıralarda nazil olduğu ve bunun da
Nübüvvetin takriben 6. yılı
Olduğu düşünülebilir. hz.
Peygamberi açıkça tesellisinin
Hemen peşinden, birden bire hz.
Mûsâ’ya geçişte şu gizli ve
Güzel münasebet vardır: hicaz
Arapları hz. mûsâ isimli bir
Peygamberin varlığını
Duymuşlardı. işte allah, hz.
Mûsâ’yı nasıl hiç beklemediği
Bir şekilde peygamber yapmışsa ve
Bu garip zat nasıl firavunun
Saltanatını sarsmışsa, bu
Peygamber de benzer tebliğlerde
Bulunup başarılı olacaktır.
Sûre daha sonra hz. adem’in
Şahsında insanoğlunu bekleyen
Şeytan tehlikesine karşı
Uyarmakta, bilahare mahşer
Manzaralarını göstererek bütün
İnsanlığı irşad etmektedir.
Bu kutlu sûrenin, islâm tebliğ
Tarihinde, hz. ömer’in islâma
Girişine vesile olması ile önemli
Bir hatırası vardır. hz.
Peygamberi öldürmek üzere yola
Çıkan ömer, kızkardeşi fatıma
İle eniştesi said’in müslüman
Olduğunu yolda öğrenince önce
Onların işini bitirmek üzere
Evlerine geldiğinde onlar tâhâ
Suresini okumakta idiler.
Sakladılar. zorlayınca kur’ân
Sayfalarını çıkardılar.
İkisine de hücum etti. yüzünden
Kanlar akan fatıma ‘müslüman
Olduk. öldürsen de dönmeyiz.”
Dedi. bu ihlaslı çığlık ve
Kesin karar üzerine ömer tâhâ
Sûresini dikkatle okuyup
Düşündü, düşündü. evden
Müslüman olarak ayrılıp hz.
Peygamberin huzuruna giderek ona
Biat etti.
Bismillahirrahmanirrahim.
1-2 – tâ ha. indirmedik
Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip,
Bedbaht olasın diye.
Tâ hâ: kesin mânasını yalnız
Allah’ın bildiği huruf-i
Mukattaa’dan olmakla beraber, bu
Hususta yapılan başlıca
Tefsirler: 1.hz. peygamberin
İsimlerindendir. 2. yüce allah’ın
İsimlerindendir. 3.yemindir. 4.’ey
İnsan ” demektir.
3-4 – yüce gökleri ve yeri
Yaratan tarafından, yaratana saygı
Duyanı uyaran, irşad eden,
Buyruklar halinde tedricen indirdik.
5 – o, rahmandır (sonsuz merhamet
Ve şefkat sahibidir), rububiyet
Arşına kurulmuştur.
6 – göklerde ne var, yer
De ne varsa o’nun.
Bu, ikisi arasında olan, yerin
Altında olan da onun.
7 – ister yavaş konuş, ister
Açıktan, o’na göre birdir. zira o
Gizliyi de, gizlinin gizlisini de
Bilendir. [25,6]
8 – o’dur allah. o’ndan
Başka yoktur ilah.
En güzel isimler ve vasıflar o’nundur.
9 – sahi, olmadı mı senin
Haberin, mûsânın durumundan?
10 – hani o çölde, gece yol
Alırken, bir ateş gördü uzaktan.
‘durun ” dedi, ailesine: ‘bir
Ateş ilişti gözüme.
Oraya doğru gideyim, belki oradan
Bir kor alıp size getiririm, belki
Orada yolu bilen birini bulurum.”
11 – ateşin yanına varınca birden:
‘ya mûsâ ” diye nida edildi.
Hz. mûsâ medyen’den mısıra
Ailesi ile dönüyordu.
Tûr dağının da içinde
Bulunduğu tuvâ vadisine
Geldiğinde, karanlık ve soğuk bir
Kış gecesinde bir oğlu dünyaya
Geldi. yolu kaybetmiş, davarları
Dağılmıştı. en muhtaç olduğu
Şey ateş idi. allah lütfundan
Ötürü ateşte tecelli etti ki o
Da buraya yönelsin (krş. tevrat,
Çıkış, 3).
12 – ‘haberin olsun: benim ben
Senin rabbin ” denildi. çıkar
Pabuçlarını hemen çünkü
Kutsal vâdidesin sen evet evet
Tuvâdasın sen [79,16]
Krş. tevrat, çıkış, 3 ve 4.
Bölümler. bu konu tevrat ve onun
Açıklaması durumunda olan
Talmud’dan okununca, kur’ân’ın
İhtiva ettiği farklılıklar
Görülür ve kur’ânın kopya
Ettiğini iddia eden
Oryantalistlerin utanması gerekir..
13 – peygamberliğe seçtim seni,
Öyleyse iyi dinle sana
Vahyedileni. [7,144]
14 – muhakkak ki benim gerçek ilah.
Benden başka yoktur ilah.
O halde sen de yalnız bana ibadet et.
Beni anmak için namaz eda et.
15 – elbet gelecek kıyamet saati.
Nerdeyse açıklayasım geliyor onun
Vaktini.
Ta ki her kişi bulsun orada bütün
Yapıp ettiğini, işlerinin
Karşılığını. [99,7-8; 52,16;
27,65; 7,187; 31,34]
16 – buna inanmayanlar ve nefsinin
Arzu ve ihtiraslarının peşine
Düşenler, sakın seni ona
İnanmaktan vazgeçirmesin, sonra sen
De helâk olursun.
17 – mûsâ, şu sağ elinde
Tuttuğun şey de ne?
18 – ‘o asamdır dedi, üzerine
Dayanırım, onunla davarlarıma
Yaprak çırparım, ayrıca onunla
Daha birçok ihtiyacımı
Gideririm.”
19 – ‘bırak onu mûsâ ” buyurdu.
20 – hemen bıraktı. bir de ne
Görsün: hızla kıvrılıp
Sürünen, kocaman bir yılan oldu
21 – ‘tut onu korkma, biz onu eski
Haline çevireceğiz” buyurdu.
22 – bir de elini koynuna sok bir
Başka mûcize olarak çıkar onu
Hiç pürüzsüz, parlak mı parlak
[28,32]
23 – böylece sana en büyük
Mûcizelerimizden birini göstermek
İstiyoruz.
24 – firavuna git doğrusu o
Pek azıttı. [26,10-15]
25-27 – ‘ya rabbi, dedi, genişlet
Göğsümü, kolaylaştır işimi,
Çözüver şu dilimin bağını.
28 – ta ki anlasınlar sözümü
29-30 – bana da ailemden birini,
Yardımcı kıl harun kardeşimi.
31 – onunla beni takviye et.
32 – onu bu işime ortak et.
İslâma göre hz. harun,
Hükümdarın yanında bir din
Yetkilisinden ibaret olmayıp
Risalet işinde ortaktır. islâm
Hukukçuları buradan müşterek
Hakimiyetin meşruluğu hükmünü
Çıkarırlar.
33 – ta ki seni daha çok
Tesbih ve tenzih edelim.
34 – ve seni daha çok analım.
35 – aslında sen bizim bütün
Hallerimizi hakkıyla görmmektesin.
36-37 – ‘mûsâ dedi,
İstediklerin sana verildi. zaten
Başka bir sefer de sana, lütufta
Bulunmuştuk: [28,7-13]
38 – o vakit annene
İlham edip dedik ki:
39 – ‘onu bir sandığa
Yerleştirip denize bırak. deniz
Onu sahile atsın. bana da ona da
Düşman olan biri onu alsın” ve
Ey mûsâ nezaretim altında
Yetiştirilmen için sana karşı
İnsanların gönüllerinde
Tarafımdan bir sevgi bıraktım.
[28,7-9]
Eski ahid çıkış kitabında yer
Alan kıssaya göre nil nehrinden
Onu alan firavun’un kızı, islâmi
Geleneğe göre ise hanımıdır.
Hz. mûsâ’nın annesi, oğlunun da
Diğer yeni doğan israil
Çocukları gibi öldürüleceği
Korkusuyla, onu nil nehrine
Bıraktı. eşi asiye, kocası ile
Sarayının bahçesinde gezinirken
Farkedip ırmaktan sandığı
Çıkarttı. kalbi çocuğa sevgi
İle doldu. mûsâ’nın ablası onu
İzlerken, çocuk için süt annesi
Aradıklarını öğrenince, gelecek
Âyetteki teklifi yaptı.
40 – kızkardeşin, denizden seni
Alanların yanına varıp: ‘ona iyi
Bakacak birini size buluvereyim
Mi?” diyordu. böylece seni annene
Kavuşturduk ki gözü aydın olsun,
Üzülmesin.
Derken sen büyüdün, bir adam öldürdün
De seni kederden biz kurtardık.
Seni, ey musâ, türlü türlü
İmtihanlarla sınayıp yetiştirdik.
Bu yüzden de yıllarca medyen
Halkı içinde kaldın. sonra da
Takdirimizle, buraya geldin [28,12]
Hz. mûsâ, kasıtlı olmaksızın
Kazaen bir kıbtinin ölümüne
Sebeb olmuştu. [28,15-16]
41 – ‘seni ben seçip
Peygamberliğime hazırladım.”
[7,144]
42 – ‘haydi kardeşinle birlikte
Âyetlerimle gidiniz, sakın beni
Anmakta gevşeklik
Göstermeyiniz.”
43 – gidin. firavun’a,
Zira o iyice azdı.
44 – ona tatlı, yumuşak bir
Tarzda hitab edin. olur ki aklını
Başına alır, yahut hiç değilse
Biraz çekinir.” [16,125]
45 – ‘ya rabbî” dediler,
Doğrusu, korkarız ki o bize son
Derece kötü davranır, hatta ileri
Gidip daha da azar.
46 – ‘korkmayın buyurdu. ben
Sizinle beraberim, her şeyi işitir
Ve görürüm.”
47 – ‘haydi varın da
Şöyle deyin ona:
Rabbin tarafından gönderilen
Elçileriz biz sana ”
İsrailoğullarını bizimle
Gönder ve işkence etme onlara.
Rabbinden bir belge ile geldik biz sana.
Kurtuluş hastır bu
Doğru yolu tutanlara
Son cümleden maksat, ‘selam
Olsun” anlamında bir dilek
Değil, haber kipi olarak bir
Hüküm bildirmektir.
48 – ‘inan ki: ‘dini yalan sayıp
Ondan yüzçeviren, mutlaka azaba
Uğrayacaktır” diye vahyedildi
Bize.” [79,37-39; 92,14-16;
75,31-32]
49 – ‘hele, dedi, firavun,’sizin
Rabbiniz de kim mûsâ ”
50 – ‘rabbimiz, dedi, her şeyi
Yaratan, sonra da onu yaratılış
Gayesine uygun yola koyan,
Yüce yaradandır, (buna iyice inan)”
Allah her şeyi yaratıp şekil ve
Özelliklerini, varlığını
Sürdürme yollarını gösterendir.
1. mesela insanlara yapacakları
İşlere en uygun olacak el ve ayak
Vermiştir. 2. insana, hayvanlara,
Bitkilere, madenlere, havaya, suya
Vs. işlevleri için en uygun
Durumları vermiştir. 3. her şeye,
İşlevini, gereği gibi yerine
Getirmesine elverişli imkânlar
Vermiştir, o yola koymuştur.
Kulağa işitmeyi, göze görmeyi,
Balığa yüzmeyi, kuşlara
Uçmayı, toprağa bitki
Çıkarmayı, ağaca çiçek açıp
Meyve vermeyi öğreten o’dur. hz.
Mûsa, allah’ı tanıtmak için,
İşte öyle kısa, fakat yoğun bir
Cümle söyledi ki yığınlarla
Kitap yazılsa yine onun mânasını
İhata edemez.
51 – firavun dedi ki: ‘peki o
Zaman, önceki nesillerin durum ve
Akıbeti ne olur?”
52 – ‘onların durumu, rabbimin
Yanındaki bir kitaptadır. o, ne
Şaşırır, ne de unutur.” dedi.
53 – o’dur ki yeri size beşik yaptı.
Orada sizin için yollar ve
Geçitler açtı.
Gökten de size yağmur indirdi.
İşte o su ile türlü türlü bitkilerden
Çiftler çıkardık. [21,31; 13,3]
Ezvac (çiftler) denilmesi
Bitkilerdeki erkek ve dişi
Unsurların çiftleşmesine
İşarettir.
54 – hem siz yeyin, hem
Davarlarınızı otlatın.
Elbette bunda aklı olanlar için
Âyetler, allah’ın kudretine
Deliller vardır.
55 – sizi, ey insanlar,
Biz yerden yarattık.
Yine oraya göndereceğiz ve oradan
Tekrar biz çıkaracağız. [7,25]
Hz. ali (r.a) bir hutbesinde şöyle
Demişti. ‘ey insanlar, siz ebediyet
İçin yaratıldınız.
Babalarınızın sulblerinden
Rahimlere, oradan dünyaya
Geçiyorsunuz. dünyadan berzaha
(kabre), oradan da ya cennete, ya da
Cehenneme gideceksiniz” deyip bu
Âyet-i kerimeyi okumuştu.
56 – biz firavun’a bütün
Âyetlerimizi, delillerimizi
Gösterdik, fakat o bunları yalan
Saydı ve gerçeği kabul etmemekte
Direndi. [54,42]
57-58 – ‘sen, dedi, sihirdeki
Maharetinle bizi yerimizden
Yurdumuzdan çıkarmak için mi
Geldin ey mûsâ ”
‘o halde bilmiş ol ki biz de seninki gibi
Bir sihirle karşı koyacağız.”
‘şimdi sen, bizim de senin de
Caymayacağımız uygun bir buluşma
Vakti tayin et, düz, geniş bir
Alanda karşılaşalım.”
59 – mûsâ: ‘karşılaşma
Zamanı, bayram günü olsun, halk
Sabahleyin toplansın” dedi.
Unutmamak gerekir ki saray hanedanı
Ve mısır’ın ileri gelen
Yöneticileri ile halkın dini,
Birbirinden çok farklı idi. ayrı
Tanrıları, ayrı mabedleri ve
Âhiret hakkında ayrı
Düşünceleri vardı.
İsrailoğulları ile tevhide inanan
Başka insanlar, takriben nüfusun %
10 ‘unu oluşturuyordu. bu
Şartlar altında firavun, mûsâ
(a.s.)ın sebeb olabileceği dinî
İnkılabdan çok endişe ediyor ve
Halk nezdinde onu gözden
Düşürmeye büyük önem
Veriyordu. ama hilesi, tamamen
Tersine dönüp kendisinin başına
Geçti.
60 – firavun işlerini ayarlamaya
Girişti, bütün çare ve
Hilelerini, en usta sihirbazlarını
Toplayıp buluşma yerine geldi.
[7,112; 10,79]
61 – mûsâ onlara: ‘yazık size ” dedi,
‘allah hakkında yalan uydurmayın,
Yoksa o size öyle bir azap
Gönderir ki kökünüzü keser.”
‘iftira eden, muhakkak
Perişan olur.”
62 – bunun üzerine onlar
Aralarında tartışmaya ve
Fısıldaşmaya, kulislere
Başladılar.
63 – sonunda: ‘herhalde, dediler,
Bunlar, sizi sihirleriyle
Yurdunuzdan çıkarmak isteyen ve en
İdeal yaşam düzeninizi ortadan
Kaldırmak isteyen iki büyücü ”
64 – o halde bütün
Hünerlerinizi toplayıp sıra
Sıra, merasim düzeninde meydana
Çıkın.
Bugün ölüm kalım günüdür. kim bugün
Üstün gelirse, iflah olacak odur.
65 – onlar: ‘mûsâ istersen
Hünerini önce sen ortaya koy,
İstersen biz ortaya koyalım?”
Dediler.
66 – ‘hayır, siz ortaya koyun”
Dedi. bir de ne görsün:
Onların sihirleri sayesinde, ipleri
Ve sopaları, kendisine gerçekten
Hareket ediyormuş gibi geldi.
67 – mûsâ birden, içinde
Bir endişe duydu.
Büyücüler iplerini ve
Değneklerini atıp, hz. mûsâya
Yüzlerce yılanın kendisine doğru
Geldiği hissini verince, o elinde
Olmaksızın bir an için korkmuş
Olabilir. bu, peygamberlere bile
Büyünün bir dereceye kadar etki
Edebileceğini gösterir. bu kabîl
Şeyler, peygamberlerin ismetine
Aykırı değildir. ismete (yani
Günahlardan korunmuş olma
Sıfatına) aykırı olan, vahye
Tesir etmesidir ki böyle bir şey
Yoktur.
68 – ‘endişe etme , dedik, zirâ
Sen galip geleceksin.”
69 – elindeki asayı at ortaya,
Onların yaptıklarını yutacaktır.
Çünkü onların yaptığı
Sihirbaz oyunudur.
Büyücü ise, nereye varırsa
Varsın, hiç bir yerde iflah olmaz.
Bu emir üzerine hz. mûsâ (a.s.)
Asasını bırakınca o,
Sihirbazların bütün aletlerini
Yuttu. böylece büyücüler bunun
Bir sihir değil, ilahî bir mûcize
Olduğunu anladılar.
70 – derken bütün
Büyücüler secdeye
Kapandılar.
‘harun ile mûsâ’nın rabbine
İman ettik” dediler.
71 – ‘ya , dedi firavun, benden izin
Çıkmadan ona inandınız ha
Anlaşıldı: size sihri
Öğreten ustanız oymuş
Ellerinizi ve ayaklarınızı
Değişimli şekilde keseceğim ve
Sizi hurma dallarına asacağım
İşte o zaman anlayacaksınız
Kimin azabı daha şiddetli, daha
Devamlı ” [7,123]
72 – ‘mümkün değil” dediler,
Bize gelen bunca delillere ve bizi
Yaratana karşı seni tercih
Edemeyiz.
İstediğin hükmü ver. senin hükmün
Nihayet, bu dünyada geçer.”
73 – ‘biz rabbimize iman ettik.
Onun günahlarımızı, özellikle
Bizi yapmaya zorladığın sihir
Günahını affedeceğini umuyoruz.
Allah elbette daha hayırlı ve o’nun
Mükâfatı daha devamlıdır.”
74 – doğrusu kim rabbine
Kıyamette suçlu olarak gelirse
Onun yeri cehennemdir.
Orada ne ölür kurtulur, ne de
Yaşamı hayat sayılır. [35,36;
87,11-13; 43,77]
75 – her kim de makbul ve güzel
İşler yapmış mümin olarak
Gelirse, onlara da pek yüksek
Mevkiler vardır.
76 – zemininden ırmaklar
Akan adn cennetleri var.
Onlar oraya ebedi kalmak
Üzere girecekler.
İşte kötülüklerden
Arınanların mükâfatı budur.
77 – biz mûsâ’ya şöyle
Vahyettik. kullarımla geceleyin
Mısır’dan yola çık.
Asanı vurarak denizde
Onlara kuru bir yol aç.
Firavun’un size ulaşmasından ve
Boğulmanızdan endişe edip
Korkmayın. [26,52; 44,23]
78 – firavun da askerleriyle onun
Peşine düştü. deniz onları
Öyle bir sardı ki birden
Yutuverdi. [26,60-66]
79 – böylece firavun halkını
Kurtuluşa değil, yanlış yola,
Çıkmaza götürdü. [11,98]
80 – ey israil evlatları sizi
Düşmanlarınızdan kurtardık.
Tur’un sağ tarafında (mûsâ ile
Konuşmayı) size vaad ettik. size
Çölde kudret helvasıyla
Bıldırcın lütfettik. [2,51]
Onları orada bırakıp, allah
Teâla israiloğullarına, bu
Büyük lütfunu hatırlatıyor.
Zira kesin olan toptan yok
Edilmekten, allah kendilerini
Kurtarmıştı.
Dünya hayatlarını kurtarmadan
Sonra, daha da önemli olan ebedi
Hayatlarını kurtarma vesilesi olan
Tevrat nimeti hatırlatılıyor.
Tevrat’ın verilmesi için yapılan
Vaad hz. mûsâya yapıldığı
Halde, bütün o insanlara
Yapılmış olarak ifade
Buyuruluyor. zira dünya ve âhiret
Mutluluklarına vesile olan bir
Kitaptan istifade edenler onlar
Olacaklardı.
81 – o halde size verdiğimiz
Rızıkların en hoş ve temiz
Olanlarından yeyin, ama bu hususta
Taşkınlık yapmayın, yoksa
Gazabım tepenize iniverir.
Kimi de gazabım çarparsa artık o
Uçuruma düşmüştür.
82 – şu da muhakkak ki inkârdan
Dönüş yapan, iman eden, güzel ve
Makbul işler yapan, böylece doğru
Yola giren kimseyi de affederim.
83 – hem seni halkından çabucak
Ayrılıp gelmeye sevkeden sebep ne
Ey mûsâ?
Hz. mûsâ, ümmetinden 70 kişi
Seçerek tevratı almak üzere
Onlarla tûr’a gidiyordu. kendisi,
Rabbine olan şevkinden ötürü
İlerleyip o yetmiş nakibi geride
Bırakmıştı.
84 – ‘onlar, dedi, beni
İzliyorlar. benden daha çok razı
Olman için sana kavuşmakta acele
Davrandım ya rabbî ”
85 – allah buyurdu: ‘sen öyle biliyorsun
Amma onlar senin izinde değiller,
Zira biz senin ayrılmandan sonra
Halkını sınadık ve samirî
Onları yoldan çıkardı.”
[17,138]
Tevrat’a göre (çıkış, 32, 4 ve
24) bu altın buzağı heykelini
Yapan bizzat harun (a.s.) dir.
Halbuki kur’ân-ı kerim işin
Doğrusunu bildirerek bunu yapanın
Samirî olduğunu bildirip, hz.
Harunun bundan beri olduğunu ilan
Eder.
86 – mûsâ derhal son derece
Kızgın ve üzgün olarak halkına
Döndü: ‘ey milletim, rabbiniz size
Güzel bir vaadde bulunmadı mı?
Verilen sözün üzerinden çok uzun
Süre mi geçti, yoksa rabbinizin
Gazabının tepenize inmesini mi
İstiyorsunuz ki bana olan
Vaadinizden caydınız?
87 – ‘biz, dediler, kendi güç ve
İrademizle sana olan vaadimizden
Dönmedik. fakat biz o halkın,
Mısırlıların zinet
Eşyalarından birtakım
Ağırlıklar yüklenmiştik.
Onları ateşe attık. samiri de kendi
Mücevheratını atıverdi.
İsrailoğulları mısırdan
Çıkmadan önce mısırlılardan
Bir miktar altın ve zinet
Eşyaları ödünç almışlardı.
Hz. mûsâ’nın dönüşü gecikince
Samirî: ‘onun engellenmesinin
Sebebi, sizdeki bu emanetlerdir.”
Dedi. bunun üzerine, altınları
Getirip onun önünde topladılar.
Samirî de eritip buzağı şekline
Koydu. sonra cebrail (a.s.) ın
Bineğinin izinden avuçladığı
Bir avuç bereketli toprağı
Sürünce, buzağı ses çıkardı.
Razî’ye göre bunun sebebi ona
Hayat girmesi değil, heykele
Konulmuş olan bazı deliklere hava
Girmesi sonucunda buzağı heykeli
Ses çıkarmıştır.
88 – derken o, ahali için
Böğürme marifeti olan bir
Buzağı heykeli döküp çıkardı.
Samiri ve arkadaşları: ‘işte bu,
Sizin de, mûsâ’nın da
Tanrısıdır, ama mûsâ bunu
Unuttu” dediler.
Son cümlede, hz. mûsâ’nın
Unuttuğunu iddia ettikleri söz
İle, şu iki şey kasdedilmiş
Olabilir: samirî ve taraftarları:
‘bu buzağı tanrıdır, fakat
Mûsâ bunu unutup gitti.” yahut
‘mûsâ, onun tanrı olduğunu
Unuttu” demek istemişlerdi.
Burada bu halkın maddeciliğine de
Ayrıca işaret edilmiş olabilir:
Som altın buzağı heykeli
Karşısında akılları
Başlarından gitti. ‘bu dururken
İnsan başka şeyin ardına düşer
Mi?” demek istediler, vallahu
A’lem.
89 – onlar görmüyorlar mıydı
Ki o heykel, kendilerine mukabele
Edecek bir çift laf söyleyemiyor.
Kendilerinden ne bir zararı önleyebiliyor,
Ne de bir fayda sağlayabiliyordu.
90 – doğrusu, harun onlara,
Bundan önce: ‘ey milletim dedi,
Siz bu heykel ile imtihana tâbi
Tutuldunuz.
Şu kesindir ki sizin rabbiniz rahmandır
(çok şefkatli ve merhametlidir).
O halde beni izleyin ve
Emrime itaat edin ”
91 – onlar ise: ‘mûsâ yanımıza
Dönünceye kadar ona tapmaya devam
Edeceğiz” diye karşılık
Vermişlerdi.
92-93 – mûsâ döndüğünde bu
Durumu bilmediğinden: ‘harun ,
Dedi, onların saptığını
Gördüğünde benim izimce gelmene
Ne mani oldu, yoksa emrime karşı
Mı geldin?” deyip onu sakalından
Tutarak çekmeye başladı. [7,142]
94 – ‘ey anamın oğlu ” dedi
Harun. ‘lütfen sakalımdan,
Saçımdan beni çekiştirip durma.
Ben, senin ‘israil oğullarının
İçine ayrılık soktun, sözümü
Dinlemedin” demenden endişe
Ettim.”
95 – bu sefer samirî’ye dönerek:
‘samirî peki senin derdin nedir?” dedi.
96 – ‘ben, dedi, ben onların
Görmedikleri bir şeyi gördüm.
O resûl’ün izinden bir avuç
Toprak alıp onu potanın içine
Attım. işte böylece nefsim
Böyle yapmayı bana hoş
Gösterdi.”
Samirî bu sözü ile şunu demek
İstemişti: ‘ben onların
Göremediklerini, yani hayat bineği
Üzerinde sana gelen cebrail
(a.s.)’ı, gördüm. kalbime bu
Duygu geldi, onun izlerinden bir
Avuç toprak aldım, onun
Bereketinden yararlanmak istedim.”
97 – ‘defol ” dedi mûsâ,
Artık ömür boyunca sen: ‘bana
Dokunmayın, benden uzak durun ”
Diyeceksin, yalnız yaşamaya
Mahkûm olacaksın.
Ayrıca senin asla
Kurtulamayacağın bir ceza günü
Var.
Şimdi tapınıp durduğun tanrına
Bak biz onu yakacağız, sonra da
Ufalayıp denize savuracağız.”
Samirî’nin bundan sonra ağır bir
Bulaşıcı hastalığa yakalanması
Sebebiyle yalnızlığa terkedilmiş
Olması mümkündür. bir kısım
Oryantalistler samiri’yi, hz.
Mûsâdan birkaç asır sonra
Kurulan sameriyye şehrinden sanıp,
Kur’ân’ın tarihi bir noksanlık
Yaptığını, iddia ederler. onlara
Kalsa hz. peygamber (a.s.) (haşa)
Yahudi kaynağından aldığı
Bilgiyi böyle anlatmış
Olmaktadır.
Oysa samiri özel isim olmayıp,
Samiri ırk ve bölgesine mensubiyet
Bildirir. mezepotamya’nın en
Meşhur halklarından olan sümerler
Vardı. mısırlıların, bu konumda
Olan şahıslara samiri veya sameri
Demiş olmaları rahatlıkla
Düşünülebilir. (mevdudî,
Tefhim) mevcut tevrat nüshalarında
Bu konu ‘çıkış” kitabı
Boyunca anlatılır. bu arada,
Peygamberlik hakkında iftiralara da
Rastlanır (mesela; güya harun
(a.s.) buzağı heykelini yapıp
İsrailoğullarını ona tapmaya
Çağırmıştır. (çıkış, 32,
1-6). bunların tahrifat kabilinden
Olduğunu söylemeye gerek yoktur.
98 – sizin ilahınız yalnız
Allah. ondan başka yoktur ilah. o
Herşeyi ilmi ile ihata etmiştir.
99 – işte böylece sana geçmiş
Mühim olaylardan bir kısmını
Anlatıyoruz.
Tarafımızdan sana da bir zikir
Verdik. [41,41; 15,9; 21,50]
Zikr: tevhid ve tebliğ tarihindeki
Birçok ibretli hadiseyi,
Peygamberlerin örnek
Davranışlarını, halklarını
Eğiten irşadlarını, birçok
Mûcizeyi hatırlatarak hz.
Peygambere de bu özelliklerin
Verildiğine delâlet eden
Kur’ân-ı kerimdir. kur’ân’ın,
Bunların yanında insanı eğiten,
Yetiştiren, uyaran, yönlendiren
İlahî direktifler (buyruklar)
İhtiva ettiğini de ifade eder.
100 – kim ona sırtını
Çevirirse, muhakkak ki o, kıyamet
Günü büyük bir vebal
Yüklenecektir. [11,17]
101 – o yükün altında daimî
Olarak kalacaklardır. kıyamet
Günü bu yük, onlar için ne
Ağır bir yük olacak
102 – sûra üfleneceği gün, biz
Suçlu kâfirleri, gözleri (korku
Ve heyecandan) gömgök vaziyette
Haşredip toplayacağız.
Mahşer meydanında gözleri
Gömgök, yüzleri kapkara,
Velhasıl pek çirkin vaziyette
Toplanmaları kasdedilmiştir.
103 – kendi aralarında
Sessizce konuşurken:
‘dünyada, olsa olsa on gün kadar
Bir şey kaldınız” derler.
104 – aralarında konuştukları
Konuyu biz pek iyi biliriz.
Onların en mûtedil ve en makul
Olanı, o zaman ‘siz bir günden
Daha fazla kalmadınız.” diyecek.
[30,55; 79,46; 35,37; 23,112-114]
105-106 – bir de sana o gün,
Dağların durumunu sorarlar. de ki:
‘rabbim onları darmadağın edecek,
Ufalayıp savuracak, yerlerini
Dümdüz, boş vaziyette
Bırakacak”
107 – ‘orada artık ne iniş, ne
Yokuş göremeyeceksin”
108 – o gün insanlar, hakkın
Dâvetçisine hiç bir tarafa sapmadan
Uyarlar.
Rahmanın azametinden dolayı
Sesler kısılmıştır.
Artık bir fısıltıdan başka bir
Ses işitemezsin. [19,38; 54,8]
109 – o gün, rahmanın şefaat
İzni verip sözünden razı olduğu
Kimselerden başkasının şefaati
Fayda vermez. [2,255; 53,26; 21,28;
78,38]
110 – o, onların geleceklerini de
Geçmişlerini de bilir. kulların
İlmi ise bunu asla kavrayamaz.
[2,255]
Son cümle şu mânaya da gelebilir:
‘onlar ise bilgi kapasiteleri ile
Allah’ı kavrayamazlar”
111 – bütün yüzler, hayatın ve
Hakimiyetin tam mânasıyla sahibi
Olan hayy-u kayyum’a baş
Eğmiştir.
Zulüm yüklenerek gelen, gerçekten
Perişan olmuştur. [31,13]
112 – mümin olarak güzel ve
Makbul işler işleyen ise, ne
Zulümden, ne de haklarının
Çiğnenmesinden korkmaz.
113 – işte böylece bu kitabı
Arapça bir kur’ân olarak indirdik
Ve onda uyarı ve tehditlerimizi
Farklı üsluplarla anlattık.
Ta ki insanlar allah’a karşı
Gelmekten korunsunlar ve ta ki o,
Kendilerine bir ibret ve uyanış
Versin.
İbret verecek şey, kur’ân veya
Yapılan tehditler olabilir.
114 – demek ki gerçek hükümdar
Olan allah çok yücedir.
Sana vahyedilmesi henüz
Tamamlanmadan unutma endişesi ile
Kur’ân’ı okumada acele etme ve:
‘ya rabbi benim ilmimi artır”
De. [23, 116; 75,16-19; 114,2]
Vahyin başlangıcında peygamber
Efendimiz, vahyedilen âyetleri
Unutmamak için gayri ihtiyari
İçinden dilini kıpırdatarak
Tekrarlıyordu. bu, müteakip
Âyetleri de bellemesine engel
Olabilirdi. allah teâla kıyame,
16-18 âyetleriyle unutturmama
Garantisi verince, hz. peygamber
Rahatladı.
Allah, resul-i ekremine ilmini
Artırmasından başka bir şey
Artırmayı istemesini
Emretmemiştir. ibn mes’ud (r.a) bu
Âyeti okuduğunda: ‘ya rabbî,
Benim ilmimi, imanımı ve yakinimi
(kesin inancımı) artır” diye
Dua ederdi.
115 – doğrusu biz daha önce
Âdem’e de vahiy ve emir vermiştik,
Ne var ki o ahdi unuttu, onda bir
Azim bulamadık.
Bir zelle sebebiyle hz. âdem’in
Cennetten çıkarılmasının,
Hikmeti tek kelime ile ‘ilahî
Görevlendirme” dir. beşeriyetin
Bütün fikri ve manevî terakkileri
Ve her türlü kabiliyetlerinin
Gelişmesi ve insanlığın
Mahiyetinin allah’ın isimlerine
Mükemmel bir ayna olması, o
Görevin sonuçlarındandır. şayet
Cennette kalsaydı, melekler gibi
Makamı sabit kalırdı. çok
Sayıda melâike zaten vardı.
Allah’ın hikmeti, dünyanın mamur
Edilmesini ve nihayetsiz makamlara
Çıkabilecek insanın
İstidatlarını geliştirmeye
Elverişli bir imtihan diyarı
Gerektiriyordu.
116 – düşünün ki biz, bir
Vakit meleklere: ‘âdem’in önünde
(allah’a) secde edin” dedik, hepsi
Secde ettiler, yalnız iblis
Diretti.
117 – biz de dedik ki: ‘âdem ,
İyi bil ki bu, sana da eşine de tam
Bir düşmandır.
Sakın sizi cennetten çıkarmasın,
Sonra perişan olur, helâke
Sürüklenirsin.”
Perişanlık ‘geçim derdine
Düşmek” diye tefsir edilir.
118-119 – ‘sen cennette asla
Açlık çekmeyecek, asla çıplak
Kalmayacaksın.
Orada asla susuzluk çekmeyecek ve
Güneşin kavurucu sıcağına
Mâruz kalmayacak.
120 – ama şeytan ona vesvese
Verip: ‘adem , dedi, ister misin
Sana ebediyet (ölümsüzlük)
Ağacını, zamanın geçmesiyle
Zeval bulmayan bir devlet ve
Saltanatı göstereyim?” [2,35]
121 – derken ikisi de o ağacın
Meyvesinden yediler. bunun üzerine
Edep yerlerinin açık olduğunu
Farkettiler. derhal cennet
Yapraklarıyla üzerlerini örtmeye
Başladılar.
Böylece âdem rabbine karşı
Geldi de şaştı kaldı.
122 – sonra rabbi onu seçti,
Tövbesini kabul etti ve onu
Hidâyetine mazhar etti.
123 – onlara hitaben buyurdu ki:
Kiminiz kiminize düşman olarak
Cennetten yere ininiz.
Sonra ne zaman benden bir rehber
Gelir de, kim ona tâbi olursa,
Artık o ne yolu şaşırır, ne de
Bedbaht olur.
122 ve 123. âyetler bu konu
Bakımından çok önemlidir. (krş.
2,37 – 38) allah hz. adem ile hz.
Havva’nın tövbelerini kabul
Ettikten sonra dünyaya gönderiyor.
Demek ki dünyaya göndermek
Cezalandırma değil, bir taltiftir.
Allah insanı, böylece dünyaya,
Kendi halifesi olarak gönderiyor
(2, 30) dünyayı mâmur etme
Yetkisi ile donatıyor. bu
Görevlendirme de gerekçesiz
Değildir. gök, yer, dağlar gibi
Diğer yaratıklar bu görevi kabul
Etmemişler (33, 72) sadece insan
Yüklenmiştir. hz. adem’in ömrü,
Dünyanın ömrüne göre çok kısa
Olduğundan, onun evlatları
Kendisine halef olmuşlardır.
124 – ama kim benim zikrimden yüz
Çevirirse kitabımı dinlemez ve
Beni anmaktan gaflet ederse, ona dar
Bir geçim vardır ve biz onu
Kıyamet günü kör olarak
Diriltir, duruşmaya getiririz.
125 – ‘ya rabbî, der, ben
Gözleri gören biri olduğum halde
Neden beni kör olarak
Haşrettin?” [17,97]
126 – buyurur ki: ‘bu böyledir.
Nasıl âyetlerimiz sana geldiğinde
Sen onları unuttuysan, bu gün de
Sen öyle unutulur, bir kenara
Atılırsın.”
127 – işte inkârda ve günahta
Hadlerini aşanları ve rab’lerinin
Âyetlerine inanmayanları böyle
Cezalandırırız.
Âhiret azabı ise elbette daha
Şiddetli ve daha devamlı olacaktır.
128 – bugün meskenlerinde
Dolaştıkları, daha önce
Yaşamış bunca nesilleri helâk
Edişimiz, onları yola getirmedi
Mi?
Elbette bunda akıllı kimseler için
Alınacak dersler vardır. [22,46; 32,26]
129 – eğer rabbin tarafından
Daha önce verilmiş bir söz ve
Tayin edilmiş bir vaade olmasaydı,
Azap onlara çoktan gelmiş olurdu
130 – o halde onların
Söylediklerine sabret.
Güneşin doğmasından ve
Batmasından önce rabbinin
Yüceliğini ilan et, o’na hamdet.
Gecenin bazı vakitlerinde,
Gündüzün bazı taraflarında da
O’na ibadet et ki allah rızasına
Eresin.
Burada beş vakit namaza işaret
Edilmektedir. âyette geçen hamd
İle tesbihten maksat namazdır.
Güneşin doğmasından önce sabah
Namazı, batmasından önceki:
İkindi namazı, gecenin bir kısım
Saatleri: akşam ile yatsı,
Gündüzün bazı taraflarındaki
Namaz ise öğle namazıdır.
131 – onlardan bazı zümrelere,
Sırf kendilerini denemek için
Verdiğimiz dünya hayatının
Süslerine gözünü dikme.
Rabbinin sana verdiği nimet, hem
Daha hayırlı ve değerli, hem de
Daha devamlıdır. [15,88; 93,5]
132 – ailene ve ümmetine namaz
Kılmalarını emret, kendin de
Namaza devam et.
Biz senden rızık istemiyoruz,
Bilakis senin rızkın bize aittir.
Güzel âkıbet, takvâdadır, yani allah’ı
Sayıp haramlardan korunmaktadır.
Razi’nin belirttiği üzere, allah,
Kullarına ihtiyacı olmadığını,
Namazı, ibadeti kullarının kendi
Faydaları için emrettiğini
Böylece belirtmiş olmaktadır.
Tevrat’ın elimizdeki muharref
Nüshasında sık rastlanan bir
Tanımlamaya göre, namaz ‘kıskanç
Bir tanrıya ödenen bir vergi veya
Haraç olarak değil”, fakat
Sadece ifa edenin kendi yararına
Olan bir fiil olarak
Anlaşılmalıdır.
‘senden rızık istemiyoruz:
Kendinin ve ailenin rızkını temin
İçin çalışmanı ve bu yüzden
Risalet görevini ihmal etmeni
İstemiyoruz” demektir.
133 – ‘o resûl, gerçek peygamber
Olduğuna dair rabbinden bizim
İstediğimiz bir mûcize getirse
Ya ” dediler.
Onlara önceki semavi kitaplarda bulunan
Belgeler deliller gelmedi mi?
Bu âyetten kur’ân’ın, önceki
Semavî kitaplarla aynı temel
Gerçekleri dile getirdiği
Anlaşılmaktadır. o kitaplarda hz.
Peygamber (a.s.) ın geleceğine
Dair haberlere de ima edildiği
Düşünülebilir. (tesniye 18, 15
Ve 18; yuhanna 14, 16 ve 15, 26 ve
16,7). böylece hz. peygamberin
Gelmesinin orada bildirilenlerin bir
Beyyinesi, bir ispatı olduğu
Belirtilmiş oluyor.
134 – şayet biz peygamber
Gelmeden kendilerini azab ile helâk
Edecek olsaydık onlar:
‘ey ulu rabbimiz, ne olurdu bize bir
Elçi gönderseydin de, biz böyle
Rezil ve hakir olmadan önce senin
Âyetlerine uysaydık ” derlerdi.
[10,97; 6,155-157; 10,110]
135 – de ki: ‘herkes beklemede
Siz de gözleyin bakalım. doğru
Yolu tutanların, hidâyete
Erenlerin kim olduğunu yakında
Anlayacaksınız ” [25,42; 54,26]