Abdulhadi Kanakeri Zariyat Suresi Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulhadi Kanakeri – Zariyat Suresi

Zariyat suresi
Bismillahirrahmanirrahim
1. vezzariyati zerva
2. fel hamilati vıkra
3. fel cariyati yusra
4. fel mukassimati emra
5. innema tuadune le sadık
6. ve inned dine le vakı7.
Ves semai zatil hubuk
8. innekum le fi kavlim muhtelif
9. yu’feku anhu men ufik
10. kutilel harrasun
11. ellezine hum fi ğamratin sahun
12. yes’elune eyyane yevmud din
13. yevme hum alen nari yuftenun
14. zuku fitnetekum hazellezi
Kuntum bihi testa’cilun
15. innel muttekıyne fi
Cennativ ve uyun
16. ahızıne ma atahum rabbuhum
İnnehum kanu kable zalike muhsinin
17. kanu kalilem minel leyli ma yehceun
18. ve bil eshari hum yestağfirun
19. ve fi emvalihim hakkul
Lis saili vel mahrum
20. ve fil erdı ayatul lil mukınin
21. ve fi enfusikum e fe la tubrırun
22. ve fis semai rizkukum ve ma tuadun
23. fe ve rabbis semai vel erdı innehu
Lehakkum misle ma ennekum tentıkun
24. hel etake hadisu dayfi
İbrahimel mukramin
25. iz dehalu aleyhi fe kalu selama
Kale selam kavmum munkerun
26. ferağa ila ehlihi fe
Cae bi ıclin semin
27. fe karrabehu ileyhim
Kale e la te’kulun
28. fe evcese minhum hıyfeh kalu la tehaf
Ve beşşeruhu bi ğulamin alim
29. fe akbeletimraetuhu fi sarratin fe
Sakket vecheha ve kalet acuzun akıym
30. kalu kezaliki kale rabbuk
İnnehu huvel hakimul alim
31. kale fema hatbukum eyyuhel murselun
32. kalu inna ursilna ila
Kavmim mucrimin
33. li nursile aleyhim
Hıcaratem min tıyn
34. musevvemeten ınde
Rabbike lil musrifin
35. fe ahracna men kane
Fiha minel mu’minin
36. fe ma vecedna fiha ğayra
Beytim minel muslimin
37. ve terakna fiha ayetel
Lillezine yehafunel azabel elim
38. ve fi musa iz erselnahu ila
Fir’avne bi sultanim mubin
39. fe tevella bi ruknihi ve
Kale sahırun ev mecnun
40. fe ehaznahu ve cunudehu fe
Nebeznahum fil yemmi ve huve mulim
41. ve fi adin iz erselna
Aleyhimur rihal akıym
42. ma tezeru min şey’in etet
Aleyhi illa cealethu kir ramim
43. ve fi semude iz kıyle
Lehum temetteu hatta hıyn
44. fe atev an emri rabbihim fe
Ehazethumus saıkatu ve hum yenzurun
45. femestetau min kıyamiv ve
Ma kanu muntesırın
46. ve kavme nuhım min kabl
İnnehum kanu kavmen fasikıyn
47. ves semae beneynaha bi
Eydiv ve inna le musiun
48. vel erda feraşnaha fe
Nı’mel mahidun
49. ve min kulli şey’in halakna
Zevceyni leallekum tezekkerun
50. fe firru ilallah inni
Lekum minhu nezirum mubin
51. ve la tec’alu meallahi ilahen ahar
İnni lekum minhu nezirum mubin.
52. kezalike ma etellezine min kablihim mir
Rasulin illa kalu sahırun ev mecnun
53. e tevasav bih bel hum kavmun tağun
54. fe tevelle anhum fe ma ente bi melun
55. ve zekkir fe innez
Zikra tenfeul mu’minin
56. ve ma halaktul cinne vel
İnse illa li ya’budun
57. ma uridu minhum mir rizkıv
Ve ma uridu ey yut’ımun
58. innellahe huver razzaku
Zul kuvvetil metin
59. fe inne lellezine zalemu zenubem misle
Zenubi ashabihim fe la yesta’cilun
60. fe veylul lillezine keferu
Miy yevmihimullezi yuadun
Meali
51 – zâriyât sûresi
Mekke’de nâzil olmuştur. 60
Âyettir. adını ilk âyetinde
Geçen kelimeden almıştır. bu
Sûre-i şerife kâinatta cereyan
Eden bazı muazzam işlere veya
Onlara müvekkel kılınan melaikeye
Dikkat çekip, kasem ederek başlar.
Kur’ân’ın ilk muhatapları olan
Mekkelilerden birçoğunun dini
Yalanladıklarını, onların dünya
Ve âhiretteki akıbetlerini, diğer
Taraftan müminlerin istikbalini,
Daha sonra allah’ın kudret, hikmet
Ve birliğine dair bazı delilleri,
Bazı resûllerin kısa
Kıssalarını ele alır, cin ve
İnsin yaratılışının esas
Maksadının kulluk olduğunu
Bildirerek sona erer.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – o tozutup savuran (rüzgârlara)
2 – yağmur yüklenen bulutlara,
3 – kolayca akıp giden
(yıldızlar, bulutlar vb) şeylere,
4 – emirleri, rızıkları,
Yağmurları vb. şeyleri taksim
Eden meleklere yemin ederim ki:
5 – size vaad olunan
Diriliş elbette gerçektir.
6 – işlerin karşılığı da
Mutlaka alınacaktır.
7-8 – yollarla, yörüngelerle
Dolu gök hakkı için siz tam bir
Çelişki içindesiniz.
9 – oysa bu dâvetten, ancak aklı
Çarpılmış olan kimse çevrilip
Vazgeçebilir.
Dünyadaki insanların farklı
İnançlarından bahsederken gök
Yüzünün çeşitli yollarına ve
Yörüngelerine yemin edilmesi, bir
Benzetme yapma gayesine de yönelik
Olabilir. yani gökte yıldız
Kümeleri ve bulutlar nasıl farklı
Farklı ise, siz yerdeki insanlar da
Çeşit çeşit inançlara
Sahipsiniz. demek ki insanlara
Gerçeği bildiren vahyin gelmesi
Mutlaka gereklidir.
En ufak zerreden en büyük
Güneşlere kadar her şeyin nizama
Bağlı olduğu bir kâinatta, insan
Gibi bir varlığın nizamsız
Kalması nasıl mümkün olabilir?
Her şey birçok gayeye göre
Yaratılmışken insan gibi
Mükemmel varlığın gayesiz,
Başıboş kalması nasıl mümkün
Olabilir?
Burada şöyle bir incelik vardır:
Âhireti inkâr edenler
‘çürüyüp, toz toprak olacağız,
Zerrelerimiz havada uçuşacak
Bundan sonra bedenimiz nasıl olur
Da birleşebilir?” diyorlardı.
Oysa dünyadaki sular güneşin
Isısıyla buharlaşarak zerreler
Halinde bir araya gelip
Sıkışmış bulutlar oluşturmakta
Sonra yeryüzüne damlalar halinde
Geri dönmektedirler. her gün
Bunları gerçekleştiren ilahî
Kudretin insanların vücutlarının
Dağılmış zerrelerini hava, su ve
Toprağın içinden toplayıp bir
Araya getiremeyeceği iddia
Edilebilir mi? toz zerreleri, su
Buharları ve yağmur bulutlarından
Bahseden ilk üç âyet, buna
İşaret eder gibidir.
10-12 – o kahrolası yalancılar
Sarhoşluk ve cehalet içinde ne
Yaptıklarını bilmeden atıp
Tutarlar. bir de alay ederek: ‘ne
Zaman o hesap günü?” diye
Sorarlar.
13 – o gün, onların ateşin
Üzerinde fokurdayacakları gündür
14 – onlara: ‘tadın bakalım
Fitnenizi, tadın dünyada
Kaynattığınız fitne ateşinin
Neticesini işte gelmesi için can
Attığınız azap ” denilir.
15 – ama müttakiler bahçelerde,
Pınar başlarındadırlar.
16 – rablerinin kendilerine
Verdiği mükâfatları
Almaktadırlar. çünkü onlar, daha
Önce dünyada iyi davranan
Kimselerdi.
17 – geceleri pek az uyurlardı.
18 – seher vakitleri
İstiğfar ederlerdi.
19 – mallarında isteyenlerin ve
Yoksulların hakkını ayırırlardı.
20-22 – yeryüzünde kesin inanmak
İsteyenler için birçok deliller
Vardır. bizzat kendi
Varlıklarınızda da böyle
Deliller vardır. hâlâ görmeyecek
Misiniz? gökte de hem rızkınız
(rızkınızın vesileleri), hem de
Size vaad olunan cennet vardır.
23 – göğün ve yerin rabbine
Yemin olsun ki bu vaad, tıpkı
Sizin konuşmanızın sabit olduğu
Gibi bir gerçektir.
24 – sahi, ibrâhimin şerefli
Misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu
Mu?
25 – onlar yanına varınca:
‘selam ” dediler. o da: ‘size de
Selam ” diye cevap verdi, ama
İçinden: bunlar tanımadığım
Kimseler, hayırdır inşaallah ”
Dedi. [15,51; 4,86; 11,69]
26-27 – onlara yemek getirmek
İçin gizlice ailesinin yanına
Geçti ve semiz bir dana kebabı
Getirdi. önlerine koyup ‘buyurmaz
Mısınız?” diye ikram etti.
[11,69]
28 – o sırada onlardan yana
İçine bir korku düştü.
‘korkma ” dediler ve ona
Büyüdüğünde âlim olacak bir
Çocuklarının dünyaya geleceğini
Müjdelediler. [11,70-73; 15,52]
29 – evin öbür köşesinden bunu
Duyan eşi, elini yüzüne vurarak:
‘vay başıma gelene ben kısır
Bir kocakarı iken mi
Doğuracağım ” diye çığlık
Attı.
30 – onlar, hanımına: ‘evet,
Rabbin böyle buyurdu, dediler. o,
Tam hüküm ve hikmet sahibidir, her
Şeyi hakkıyla bilir.”
31 – ibrâhim: ‘peki sizin
Gelişinizin asıl sebebini
Öğrenebilir miyim ey değerli
Elçiler?” dedi.
32-34 – ‘biz” dediler, ‘suçlu
Bir güruhun, haddini aşanların
Tepelerine, çamurdan pişirilip de
Rabbinin nezdinde damgalanmış
Taşları indirmek için
Görevlendirildik.”
35 – derken, oradaki müminleri
Şehirden çıkarma emrini verdik.
36 – ama orada, bir hane dışında,
Müslüman aile bulamadık.
37 – ve öyle acı bir azaptan korkanlar
İçin, orada bir alâmet bıraktık.
Burada ölü deniz (lût gölü)
Kasd edilmektedir. bu gölün güney
Kısmı, büyük bir felâketin
İzlerini bu gün bile
Taşımaktadır. uzmanların
Tahminlerine göre lût kavminin
Büyük şehri, şiddetli depremden
Dolayı yer altına gömülmüş,
Üzerini de lût gölünün suları
Basmış olmalıdır. batma zamanı
Da, m.ö. ikibin yıl kadar
Öncesine yerleştirilmektedir ki bu
Da hz. ibrâhim ve hz. lût
(a.s.)’ın yaşadığı zamana
Rastlamaktadır.
Lût gölünün ‘ellisan” adlı
Yarımada görünümündeki
Bölümü güneyde bulunmakta ve
Daha sonra meydana geldiği
Anlaşılmaktadır. eski lût
Gölünün bu yarımadanın kuzeyine
Kadar görülen tarihi
Kalıntıları, güneydeki
Kalıntılardan çok farklıdır.
İşte bundan dolayı, önceleri
Güney kısmının bu göl
Yüzeyinden yüksekte olduğu, daha
Sonra batarak o gölün altına
Gömüldüğü tahmin edilmektedir.
38 – mûsâ’nın olayında da
Alınacak dersler vardır. onu
Âşikâr bir delille (mûcize) ile
Firavun’a göndermiştik.
39 – o vargücüyle ve bütün
Ordusuyla sırtını çevirdi ve
‘mûsâ, ya bir büyücü, ya da bir
Delidir” dedi.
40 – biz de hem onu, hem
Ordularını yakalayıp denizin
Dibine geçiriverdik. boğulurken,
Pişmanlıkla kendi kendini
Kınıyordu.
41 – âd halkında da alınacak
Dersler vardır. onlara da
Ortalığı kasıp kavuran
Köklerini kurutan bir kasırga
Gönderdik.
42 – bu rüzgâr, uğradığı her
Şeyi derhal kül gibi savuruyordu.
43 – semûd ahalisinde de böyle
Alınacak ibretler vardır. onlara
Da ‘bir süre hayattan zevk alın
Bakalım ” denilmişti.
44 – onlar rab’lerinin emrinden
Uzaklaşıp azıtınca kendileri
Baka baka, o müthiş yıldırım
Onları çarpıverdi.
45 – oldukları yerde çöke
Kaldılar, ne doğrulabildiler, ne
De yardım gördüler.
46 – daha önceleri de nûh’un
Halkını helâk etmiştik. çünkü
Onlar da din yolundan çıkmış
Kimselerdi.
47 – göğü biz çok sağlam bir
Şekilde bina ettik, onu genişleten
Biziz. çünkü biz geniş kudret ve
Hakimiyet sahibiyiz.
Mûsiûn: geniş güç ve kudret
Sahibi mânasına olduğu gibi
‘genişleten” mânasına da gelir.
Allah’ın bu büyük kâinatı bir
Kere yaratıp bırakmadığını,
Bilakis onu devamlı olarak
Genişlettiğini gösterir. 20.
Yüzyılda bulunan ‘kâinatın
Genişlemesi” düşüncesi,
Evrenin sonlu bir büyüklüğe
Sahip olmasına rağmen, alan olarak
Sürekli genişlediğini ifade eder.
48 – yeryüzünü de biz döşedik,
Bakınız biz ne de güzel döşedik
49 – her şeyi de çift yarattık
Ki düşünüp ders alasınız.
[36,36; 43,12]
50 – ‘o halde, allah’a kaçın,
Çabuk allah’ın himayesine koşun.
Zira ben onun tarafından, sizi
Uyarmak için gönderilen âşikâr
Bir elçiyim.”
Bu âyette allah teâla,
Peygamberinin dili ile bu hitabı
Yapmaktadır. mesela fatiha
Sûresinde de bu durum vardır.
Fatihanın baş tarafında gizli bir
‘de ki:” fiili bulunur; zira o
İfadeler kulların söylemesi matlub
Olan sözlerdir. kur’ân’ın daha
Başka yerlerinde de bazan
Meleklere, bazan peygamberlere ait
Sözlerin allah’a izafe edildiği
Görülür. sözün akışından
Kime ait olduğu anlaşılır. [bkz.
19,64-65; 37,159-167; 42,10;
51,57-58]
51 – sakın allah’ın yanısıra
Başka mabud icad etmeyin. işte
Ben o’nun tarafından, sizi uyarmak
İçin gönderilen aydınlatıcı bir
Elçiyim.
52 – işte böyle… senin
Hemşehrilerinden önceki ümmetlere
Ne zaman bir elçi geldiyse mutlaka
Ona muhatapları büyücü veya deli
Dediler.
53 – birbirlerine tavsiye mi
Ettiler, aralarında anlaştılar
Mı ki hep aynı şeyleri
Söylediler? hayır, böyle bir
Tavsiye yok ama, onlar azgınlıkta
Müşterekler. işte ondan böyle
Söylerler.
54 – sen de onlardan yüzçevir,
Yeterince onlara hakkı anlatmaya
Çalıştığından artık bundan
Ötürü seni kimse ayıplayamaz.
55 – bununla beraber yine de
Hatırlatıp öğüt ver. zira
Gerçeği hatırlatıp nasihatta
Bulunma, inananlara ve inanacaklara
Fayda verir.
56 – ben cinleri ve insanları
Sırf beni tanıyıp yalnız bana
İbadet etsinler diye yarattım.
Burada allah, allah’tan başka
Nesneleri şerik sayan insanları ve
Cinleri azarlayarak ‘ben onları
Başkalarına kulluk etsinler diye
Değil, bana ibadet etsinler diye
Yarattım.” diyor. bütün
Kâinatı yarattığı halde
Onlardan sadece ikisinin ele
Alınmasının sebebi şudur:
Kâinattaki bütün varlıklar
Allah’a itaat ve ibadet
İçindedirler. fakat irade ve tercih
Hakkı insanlarla cinlere
Verilmiştir. bunların başka
Nesnelere yönelip şirk
Koşmalarını önlemek gerekir.
57-58 – onlardan nafaka
İstemiyorum, beni yedirip
Beslemelerini de istemiyorum. asıl
Bütün mahlûkların
Rızıklarını veren, kâmil kuvvet
Ve tam iktidar sahibi olan allah
Teâladır.
‘nafaka istemiyorum” buyruğundan
Maksat şudur: dünya efendilerinin,
Hizmetçilerinden faydalanmaları
Gibi, onların hizmetleriyle
İmkânlarımı artırmam söz konusu
Değildir.”
59 – muhakkak ki şimdiki
Zalimlerin de, daha önceki
Meslekdaşlarının payı gibi, bir
Azap payı vardır. acele etmelerine
Hiç gerek yok, nasılsa ona
Kavuşacaklar
60 – ama tehdit olundukları o
Gün de gelince, çekeceklerinden
Dolayı vay o kâfirlerin haline