Abdulkerim Tiryaki Mavi Bir Ölüm Şarkı Sözleri, Sözü ile Dinle


 

Abdulkerim Tiryaki – Mavi Bir Ölüm

Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Senin kim olduğunu en çok bilerek
İsyankar zambakların
Çılgın nilüferlerin
Dört nala açan kiraz çiçeklerinin
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Sarı bir hüzün kızıl bir gurur
Ve siyah bir öfkeyle
Konuşacağım sana

Sana oklardan değil
Yaylardan bahsedeceğim
Gülün dikeninden değil
Gülleri ve dikenleri
Doğurmaktan yorulmayacağım
Topraktan söz açacağım
Akan su gelmeyecek kelimelerime
Suyu şefkatle kucaklayan sessiz
Taşların canını yakan damlaları
Dinlendireceğim

Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Bilmek istemeden

Alaattin’in sihirli lambasından
Çıkan cin bana gelseydi
Ve ne dilersem dilememi isteseydi
Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim
Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece
Hayatta bir şeyden
Vazgeçmek lütfedilseydi
Bedeli her şeyim olsa bile
Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
Garip değil mi sana
Seslenmekten vazgeçtiğimi
Bundan hoşlandığımı
Düşünüyorsun belki de
Oysa sana seslenmek bütün
Hesaplarımı gördüğüm şu
Dünyadaki
Tek geride kalmış hesap benim için
Bu dünyadaki tek yük
Bu seslenişin kalbini
Avucumda tutabilmek
Kürek mahkumu için kürek neyse
Benim için de sana seslenmek o
Bir yandan gemiyi ufka
Ulaştırmanın tek yolu
Öbür yandan bileklerimden
Sızan kanların
Gönlümü işgale yönlendiği
Bir rotanın can suyu

Oysa ben sana kürekten değil
Gemiden bahsetmek isterdim
Atalarım bana kadınlara gökyüzünü
Gemileri ve yelkenleri
Anlatmayı öğrettiler
Sen kürekleri yağlı urganları
Geceyi siyaha gömen fırtınaları
Öğretmeye çalışıyorsun
Sana ellerimle dokunarak
Gözlerimle okşayarak
Göstermek istedim
Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
Ama senin vaktin yoktu
Ben bunu hiç anlayamadım
Kavmimin kadınları bana
Öğretmediler ki
Bazı kadınların beyaz
Güvercinlerden daha çok
Siyah apoletleri sevebileceğini

Sana sesleniyorum
Ve gözlerin bileklerimden
Parmak uçlarına
Toplanmış kan
Pıhtılarını seyrediyor
Kürekleri bırakamıyorum
Önce yücelttiğin sonra terk
Ettiğin aşkın onuru için
Kalemi biran elimden düşürmüyorum
Ankara kalesinin önünde
Sana sesleniyorum

Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin
Seni cennetin kapısına
Kadar götürürdüm
Bana gelmek için seni
Korkutan cehennem olsaydı
Cehennemle konuşur seni
Ona anlatabilirdim
Oysa sen ne cenneti
İsteyebilecek kadar aşık
Oldun
Ne de cehennemi
İsteyebilecek kadar
Ayrılık
Seviyorum seni ama dedin
Hoşçakal diye ekledin
Şimdi gitmeye mecburum
Belki yine gelirim, umarım gelirim
Son sözün oldu

Cennet ve cehennemin dillerini
Savaş naraları ve aşk şiirlerini
Gazelleri ve boleroları
Öğreten atalarım
Senim sözlerinin
Anlamını öğretmediler

Hiç bir şey söylemeden gittin
Ayrılığın dilsiz olduğunu
Ben senden öğrendim
Dilsiz olanın
Yaşayabileceğini sen
Öğrettin bana
Ve kalemimle ilk defa yavan
Gözlerle baktın
Yine yeniden sadece sana sesleneceğim
Müebbet bir aşk dışında
Bildiğim tüm
Duygularımı terk
Edeceğim

Sana sesleneceğim yine
Seni sadece kuru bir sevgiyle değil
Derin bir hüzünle binlerce
Yıllık bir gururla
Ve pervasız bir öfke ile
Sevdiğimi duyuyor musun
Mütevazi bir sevgiyle değil
Küstah bir aşkla sevdim seni

Ben osmanlı gibi
Kollarımın yetişmediği bir aşkı
Kucaklamaya çalışırken
Ölen köprülerin ülkesindeki
Venedik’teki son sancağı
Kışın üşümemek için
Şal yaptın kendine
Neden bilmiyorum özlemin
Artıyor içimde
Zaman geçtikçe eksilir demiştim oysa
Atalarımın öğrettiklerine
De ters düşse de
Sana inanırım bilirsin
Zamanla unutursun demiştim
Niye daha derinleşiyor öyleyse
Derinleşiyor özlemin
Ve gönlümde bir iç
Savaşta dökülen kanları
Coşturuyor ayrılık sözlerin
Öfkelerimin kararlılığını
Aşka katık ederek konuşacağım
Bedenim bu dünyayı terk edene kadar

Öyle sanıyorum ki
Hüzünle ve acıyla pek
Barışık olmadığın için
Benden uzun yaşayacaksın
Benden sonra kelimelerim
Gelecek gönlüne
Onların benden geldiğini
Bir tek sen bileceksin
Küstah bir aşkla seveceğim seni
Ben savaş ve ölümle
Haşir neşir olan
Kelimeler dışındakileri
Unutmaya gayret edeceğim
Ömrün geri kalınında

Sana sesleneceğim yine
Ben seni beyrut gibi sevdim ama
Sana ne mağribi nede
Manhattan’ı anlatamadım
Bağdat ve şam’ı işgale yeltenmişken
Venedik’ ten gelen ihanet
Tarumar etti ordularımı
Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah
Bir isyanla konuşacağım sana

Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Ağlayan zambakların dudak
Kıvrımlarına yoldaş olacağım
Senin kim olduğunu en çok bilerek
Kavmimin bana vaad ettiği tüm
Aşkları terk edeceğim

Müebbet bir aşk, sarı bir hüzün
Kızıl bir gurur ve siyah bir
Öfkeyle konuşacağım
Bu dünyayı terketme
Müjdesi gelene kadar

Hüznü, gururu ve öfkeyi
Bilseydin keşke
Hüznün beni aşan taşkınlığını
Gururumun binlerce yıl önceden
Miras kalmış hoyratlığını
Öfkelerimin hiç bir zaman sona ermeyecek
Ve azalmayacak kararlılığını
Anlayabilseydin
Anlatabilirdim sana
Seninle yaşanan bir aşktan sonra
Ayrılığın ölüm bile olsa
Mavi bir ölüm olacağını